Dördüncü Ders - Genel özet
- Yusuf Sincar

- 29 Oca
- 4 dakikada okunur
1. Kavramlar
Öncelikle bilinmelidir ki kavramlar evrenseldir. Çünkü kavramlar, şeylerin özlerinden, yani doğalarından çıkarsanır. Bu ne demek? Örneğin, bir kalemin özü ya da doğası nedir sorusuna verilen cevap “kalem” kavramını açığa çıkarır. Bu kavram açığa çıktıktan sonra, her kültür kendi dilinde (Örn. Kürtçe pênûs - İngilizce pencil vb.) bu kavramı yazılı ya da sözlü ifade eder. Ancak ifade edilen şey artık kavram değil terim adını alır. Çünkü kavramlar evrensel, terimler ise yereldir. Bu yüzden her türlü konuşma, terimlerle yapılır, kavramlar ile değil.

Haricen, kavramlar soyut ve somut olarak ayrılabilir. Aslında kavramlar doğaları gereği soyuttur; çünkü duyularla algılanamazlar. Parmağımızla işaret ederek “şu kavramdır” diyebileceğimiz bir şey yoktur. Ancak “somut kavramlar” derken, duyularla algılanabilen varlıkları temsil eden kavramları kastediyoruz. Örneğin, “hayvan” ifadesi belirli bir köpeği anlatıyorsa somuttur, ama tüm hayvanları kapsayan genel bir terimse soyuttur. Yani “hayvan” ifadesi bireysel örneklerden ayrı düşünülemez. Buna karşılık “hayvanlık” ifadesi tamamen soyuttur çünkü tüm bireysel örneklerden koparılmıştır. Örneğin argo konuşan bir insan da “hayvanlık” tanımına uyabilir, ancak bu onu gerçek bir “hayvan” yapmaz. Çünkü “hayvanlık” hayvanlarla sınırlı değildir ancak “hayvan” ifadesi hayvanlarla sınırlıdır. Ormandaki hayvanlar hayvandır ancak “hayvanlık” değildir.
Kavramların bir diğer özelliği içlem ve kapsamdır. İçlem bir kavramın tanımıdır; kapsam ise o tanıma uyan tüm varlıklardır. İçlem arttıkça kapsam daralır, içlem azaldıkça kapsam genişler. Yani tanım ne kadar ayrıntılıysa, o kavrama giren varlık sayısı o kadar azalır.
Kavramlar ayrıca basit ya da karmaşık olabilir. “Kırmızı” ya da “elma” tek başlarına basit kavramlardır; “parlak kırmızı” veya “ağaçtaki ekşi elma” ise birden çok öz içerdiği için karmaşıktır.
Kavramlar topluca veya bireysel anlamda kullanılabilir. “Şu elmalar 100 kilo” derken topluca anlam kastedilir; “Şu elmalar ağaçtan toplandı” derken ise her bir elma için bireysel anlam kastedilir. Yani, tüm elmalar tek tek ağaçtan toplandı.
Kavramlar konusunu bir önceki dersimizde daha detaylı ele aldığımız için burada hatırlatma amaçlı özet geçmekle yetiniyoruz.
2. Terimler
Terimler, kavramları ifade eden sözlü ya da yazılı sözcüklerdir. Bu yüzden terimler yereldir zira dilden dile değişirler.
Terimler cümledeki görevlerine göre özne ve yüklem olarak ayrılır. Özne, hakkında bir şey söylenen; yüklem ise o şey hakkında söylenen şeydir. Örneğin “Köpek siyahtır” cümlesinde “köpek” özne, “siyah” yüklemdir. Özne ile yüklemin birbirine bağlanmasıyla önerme oluşur. Bunu bağlayan “dır-dir” eklerine de mantıkta “bağlaç” denir ve özneyle yüklemi birleştirerek önermeyi oluşturur.
Not: Türkçede “bağlaç” denildiğinde genellikle “ve, ama, çünkü” gibi cümleleri bağlayan dilbilgisel öğeler akla gelir. Ama burada “bağlaç” sözcüğü mantık terimi olarak kullanılıyor; gramer terimi olarak değil. Mantıkta “bağlaç” (Latince copula) — özneyle yüklemi birbirine bağlayan “olmak” fiilinin biçimidir. Türkçede bu görev çoğu zaman “-dır, -dir, -tir” ekleriyle yapılır.Terimler “doğru” ya da “yanlış” olamazlar. Onların anlamı “açık” ya da “belirsiz” olabilir. Söz gelimi, “ağaç” terimi açık bir anlama sahiptir” ancak “zxdykş” terimi belirsiz bir anlama sahiptir.
Öte yandan terimler tek anlamlı, çok anlamlı ve anlamdaş olabilirler.
Bir kelime her durumda tam olarak aynı anlamda kullanılıyorsa, buna tek anlamlı denir. Örneğin “Matematik dersi zordur, fizik dersi zordur.” Burada “zor” kelimesi her iki cümlede de aynı anlamdadır.
Bir kelime farklı yerlerde tamamen farklı anlamlarda kullanılıyorsa, buna çok anlamlı denir. Örneğin “köpek yüzdü” ile “ders notum yüzdü” ifadesindeki “yüzdü” iki farklı anlama gelir.
Bir kelime kısmen aynı, kısmen farklı bir anlam taşıyorsa, buna anlamdaş denir. Örneğin Sağlıklı beslenme”, “sağlıklı insan” ve “sağlıklı toplum” ifadelerinde “sağlıklı” kelimesi her durumda benzer bir anlam taşır ama tam olarak aynı değildir.
Anlamdaş terimler soyut konuları açıklarken yararlıdır. Örneğin “Tanrı görür” derken “görür” kelimesi insan görmesine benzetilerek kullanılır ama Tanrı’nın görmesi tam olarak aynı türden değil ancak tamamen farklı da değildir.
Haricen, terimlerin anlamı bağlama göre genişletilebilir, daraltılabilir, yeniden belirlenebilir veya mecazi olarak kullanılabilir.
Örneğin, “tüm kediler aç” derken, dünyadaki tüm kendileri mi yoksa bahçedeki tüm kedileri mi kastettiğimiz bağlama göre ya genişler ya da daralır.
Bir terimin yalnızca belli bir yönüyle kullanılması ise yeniden belirleme olarak adlandırılır. Örneğin “Ali harika bir mantıkçıdır” dendiğinde, Ali’nin her yönüyle harika olduğu değil, mantık konusunda harika olduğu kastedilir.
Bazı mantıkçılar, sofistlerin bir çelişkiye düşürmek için terimlerin yeniden belirlenmesini kötüye kullandıklarını not etmişlerdir. Bu, “örtülü adam sofizmi” olarak bilinir. Örneğin, bir adamın bir battaniyenin altında saklandığını varsayın. Sofistler size, “Örtülü adamı görebiliyor musun?” diye sorar. Eğer “Evet” derseniz, çelişkiye düştüğünüzü iddia ederler, çünkü görmediğiniz bir şeyi gördüğünüzü söylemek bir çelişkidir. Zira battaniyenin altındaki adam şeklindeki nesneyi görmek, adamı tam anlamıyla görmek değildir. “Hayır” derseniz de çelişkiye düştüğünüzü iddia ederler, çünkü orada örtülü bir adam vardır.
Son olarak, mecazi kullanımda kelimeler gerçek anlamı dışında, benzetme yoluyla kullanılır; örneğin “taştan eller” derken ellerin sertliği anlatılır, gerçekten taş oldukları değil.
Neler Öğrendik?
Şimdiye kadar dört temel konu işledik. İşaret, şey, kavram ve terim. Şimdi bunları kısaca özetleyelim:
İşaretler, her zaman kendilerinden başka bir şeyi gösteren varlıklardır. Bu yüzden yönelimsel (bir şeye yönelen) yapıya sahiptirler. Örneğin terimler kavramların ve kavramlar ise şeylerin birer işaretidir. Zihin, önce dış dünyadaki somut varlıklara (örneğin gerçek bir köpeğe), sonra da somut varlıklardan türetilen soyut varlıklara (örneğin kavramlara) yönelir. Yani bilme süreci dış dünyadan zihne doğrudur: önce şey, sonra kavram, en sonunda terim gelir. Buna karşılık, bir şeyi anlamlandırırken süreç tersine işler: önce terim kullanılır, terim bizi kavrama, kavram da bizi şey’e yönlendirir.
Şey, zihinden bağımsız olarak dış dünyada var olan somut nesnedir. Kavram, bu nesnenin zihindeki soyut karşılığıdır. Terim ise kavramın dildeki ifadesidir. Kavramlar evrenseldir; yani her insanda aynı anlamı taşır. Terimler ise yereldir; dilden dile değişir. Bu yüzden farklı dillerde aynı kavram farklı kelimelerle ifade edilse de (örneğin “köpek” – “dog”), anlam aynıdır.
Kavramların iki yönü vardır: İçlem, kavramın tanımıdır; kapsam ise o tanıma uyan bütün varlıkları içerir. İçlem arttıkça kapsam daralır, içlem azaldıkça kapsam genişler. Kavramlar basit (“elma”) ya da karmaşık (“kırmızı elma”) olabilir; topluca (“elmalar 100 kilo”) veya bireysel (“her elma toplandı”) anlamda kullanılabilir.
Terimler, kavramları sözcüklerle ifade eder. Doğru ya da yanlış olmazlar; sadece açık veya belirsiz olabilirler. Terimlerin anlamı bağlama göre değişebilir, daralabilir veya mecazi kullanılabilir. Mantık ise bu terimlerin anlamından değil, düşüncenin biçimsel tutarlılığından sorumludur.




Yorumlar