top of page

Siyaset Felsefesi ve Etik - Antik Yunan Temelli Değerlendirme

25 Şub
9 dakikada okunur

Bu çalışmamızda, felsefe öncesi ve felsefeye geçiş süreci göz önünde bulundurularak, “iyi” kavramının veya mutluluğa (eudaimonia) ulaşmanın yegâne yolu olan “en iyi” kavramının genel olarak Antik Yunan’da ve özelde Sofistler, Sokrates, Platon ve Aristoteles’in felsefi etiklerinde neden ve nasıl siyaset felsefesine dönüştüğü incelenecektir. Bu incelemenin amacı, etiksel olanın bir tanımı veya biricik içeriği sayılabilecek olan “iyi” kavramının doğumunu ve ölümünü, ilk çağ filozoflarının adalet ve diğer erdemlerle ulaşılabilecek mutluluk kavramı çerçevesinde şekillenen felsefi etikleri üzerinden göstermektir. Felsefi etik tabirini kullanma nedenimiz, söz konusu dönemdeki filozofların düşüncelerini—her ne kadar dinsel ve mitsel öğeler olsa da—kaynağını dinden veya mitlerden almadan, dolayısıyla siyaset felsefesini salt akılsal olanla biçimlendirmeleridir.


Siyaset Felsefesi ve Etik - Antik Yunan Temelli Değerlendirme

Giriş  

Platon'un Devlet'i boyunca tüm tarafların en temel derdi "adalet nedir?" sorusu olmuştur. Eserde adalet kavramının ne'liği üzerinde fazlaca durulmasının çeşitli sebepleri vardır. Örneğin, "...yakın zamandaki siyasî ve ekonomik gelişmeler zenginle fakir arasındaki farkı açmış ve artan sınıflar arası eşitsizlik adalet sorusunun sorulmasına vesile olmuştur.”

Siyasi ve ekonomik gelişmeler Aristoteles'in ayrımıyla; dağıtıcı ve denkleştirici adalet2 anlayışıyla ilgili olduğu için zaten var olan ve halihazırda tanımlanmış olan bir adalet anlayışı üzerine yükselir. Öyleyse bizim etik kavramının ortaya çıkışına kadar geri gidip bu kavramın (etik) en temel öğeleri olan adaletin ve ‘iyi’nin izini sürmemiz yerinde olacaktır.  

Felsefe öncesi dönemler için de adalet ve iyi kavramlarından söz etmek mümkündür ancak o dönemlerde bu türden etik kavramlar henüz "kavramsallaşmadığı veya ‘akılsal’ laşmadığı için daha çok teori boyutuna geçmeden (çünkü pratik, teoriyi önceler) saf inanç veya salt pratik boyutla sınırlı kalmıştı. "Bu inançların kanıtlarını (Eski Ahit ve Viking efsanelerindeki mitler, sagalar ve folklordan Yunan şair ve oyun yazarlarına kadar) kadim halkların geleneklerini oluşturan birçok yazılı ve şifahî kaynakta bulmak mümkündür."3 Bu kaynaklar insanın toplumsallaşmasıyla birlikte ortaya çıkan "iyi"ye göre yaşamı düzenlemelerinin ilk ve saf örnekleri olması bakımından değerlidir.  

Sokrates arkadaşları ve baldıran zehri
Sokrates'in İdamı

Pre-sokratikler'de ise doğa araştırmaları o kadar temel bir konu idi ki ahlaki olanın üzerine düşünülmesi anlamına gelen "etik" aşamasına henüz geçilememiş, sadece pratik boyutta yani ahlaki boyutta kalabilmişlerdi. Dolayısıyla, henüz ‘iyi’nin üzerine düşünülmemişti. Bu düşünüş ise Sofistlerle ilk meyvesini verecek, daha sonra da Sokrates/Platon gölgede kalan "felsefi etik" in üzerine "iyi" güneşini doğur(t)acaklardır.  

Öte yandan, insanların toplumsallaşmasıyla birlikte ortaya çıkan adalet ve iyi kavramları (çünkü insanın doğa durumunda etik yoktur, tıpkı hayvanlar aleminde etik olandan söz edemediğimiz gibi) birbiriyle çok yakın bir ilişki içerisinde olmalarının ötesinde biri diğerinin zorunlu sonucu olma derecesinde birbiriyle özdeşleşmiş iki kavramdır. “Yunan düşüncesinde özellikle Sokrates’le birlikte gördüğümüz şekliyle" 'adalet, 'iyilik sevgisi olarak da anlaşılmış...”4 olması Antik Yunan'da adalet ve iyi kavramının ne derece yakından ilişkili olduğunu gösterir. Sözlerimize, "adalet nedir?" sorusuyla başlamamızın nedeni de esasen budur. Çünkü Antik  Yunan'daki adaletin ne'liğini anlamadan "iyi" olanı dolayısıyla Antik yunanın 'felsefi etik' ini anlamamız mümkün olmayacaktır.  

Adalet üzerine yapılmış her tartışma aynı zamanda "iyi" olan üzerine yapılmıştır ve bir kavram üzerine yapılan tartışmalar tarafların söz konusu kavram üzerinde farklı görüşlerinin (doğal olarak) olduğunu gösterir. Bu bakımdan "iyi" olan üzerine "Bazı filozoflar bireysel menfaatlerin önemini öne çıkarırken, diğerleri kolektif iyiliği vurgulamış..."5 ve bu tartışma zemini zorunlu olarak bir "eski" ve "yeni" problemine dönüşmüştür. Öyleyse "iyi"nin doğumu, yeni ve felsefi "iyi" ile birlikte eski (geleneksel) "iyi"nin ölümünü sırtında taşıyacaktır.  


"İYİ"NİN DOĞUMU  

Etiğin en temel öğesi olan "iyi" kavramının doğumu, doğaya karşı tek başınalığın verdiği zayıflık ve çaresizlik ile birlikte insanlara birbirleriyle yaşama gereksinimini vaaz etmiştir. Örneğin, Platon'un Protagoras diyaloğunda Protagoras bu düşünceyi: "İlk zamanlar insanlar birbirlerinden farklı yerlerde yaşadıkları için hayvanların karşısında çaresizdirler. Henüz şehirler kurmayı öğrenmemişlerdi."6 ifadeleriyle ortaya koyar. Benzer şekilde Platon da "Devletin ortaya çıkmasının nedeni olarak, insanın tek başına yaşayamaması, kendi kendine yetmemesi ve başkalarına ihtiyaç duymasını..." vaaz etmiştir.7   

Bu düşüncenin en olgun hali ise Aristoteles te vücuda gelir: "...çünkü besbelli ki, insan arının ya da topluluk içinde (sürü halinde) yaşayan başka herhangi bir hayvanın olmadığı anlamda bir siyasal hayvandır.8 Hatta Aristoteles işi daha da ileriye götürerek: "...şehir ya da devletin, aileden de, aramızdaki herhangi bir bireyden de önceliği vardır. Çünkü bütün, parçadan önce gelmelidir."9 demektedir. Burada Aristoteles, devlet ile insan arasında parça-bütün ilişkisi kurarak Platon'da da gördüğümüz organizmacı devlet anlayışı bağlamında insani olan (etik) ile siyasi olanı (devlet) birleştirmektedir.  


"İYİ"NİN ÖLÜMÜ  

İyi'nin doğumu toplumsal yaşamı gerektiren güvenlik ihtiyacının bir sonucuydu. İyi'nin ölümü de benzer bir sebepten (güvenlik ihtiyacından) dolayı olacaktır. Ancak kimisi bunu eski iyi"yi tümden reddederek, kimisi de kısmen reddederek uzlaştırmaya çalışır. Örneğin, Platon'un geleneksel iyi'yi "tümden" reddetmesinin (öldürmesinin) nedeni, eski iyi'nin hocası Sokrates'i idama mahkûm etmesi, yani yaşam hakkını elinden alması, dolayısıyla güvenlik ihtiyacını tehdit etmesiydi. Bu bakımdan Sokrates ile aynı iyi'ye inanan Platon, eski iyi'nin kendisi için güvenli bir alan olmadığına inandı ve kendi (felsefi) "iyi"sini ortaya koyma suretiyle geleneksel iyi'yi öldürdü. Bu bağlamda Donald G. Tannenbaum, "Siyasi Düşünce Tarihi" kitabında şu ifadeleri kullanır:  

"Nadiren de tek bir olay bir filozofun tüm toplumsal düzeni reddetmesine neden olur; örneğin Sokrates’in yargılanması ve idamı Platon’un, zamanın Atina demokrasisinin tüm ahlakî düzenini ve özellikle de adalet anlayışını sorgulamasına yol açmıştır."9   

Sokrates'in kendisi ölümden korkmasa da, onun da başka bir kısım korkuları vardır ve bu korkular özelde Sokrates'in, genelde tüm halkın güvenlik ihtiyacını tehdit ediyordu. Bakınız Sokrates, Protagoras'tan ücretli ders almak isteyen arkadaşına şöyle demektedir:  

"Bu durumda Sofist'in de malını satarken beden için gerekli malların satışını yapanlar gibi bizi kandırmasından korkmalıyız. Tüccarlar sattıkları bedenimize yararlı mı yoksa zararlı mı olduklarına bakmazlar. Fakat yine de ellerindeki malları övüp dururlar. Bu insanların bir kısmı, ellerindeki malın iyi mi kötü mü olduğuna bakmazlar. Alıcıların da iyi mi kötü mü olduklarını anlamaları için ruh hekimi olmaları gerekir."10  

Bu ifadelerden anlaşıldığı gibi Sokrates, Sofist zihniyetin düşüncelerini çıkar amaçlı sattığı için bu düşüncelerden korkulmasını gerektiğini ifade ederek güvenlik ihtiyacının tehlikede olduğunu vaaz ediyor. Aynı şekilde Grek demokrasisi de Sokrates'in "iyi"sini tümden reddettiği için Sokrates'i öldürmek suretiyle Sokrates'in "iyi"sini öldürmek niyetindeydi. Ancak "iyi"lerin ölümü her zaman bu kadar radikal olmak zorunda değildir. Kimisi kendi "iyi"sini yaşatmak şartıyla ötekinin "iyi"siyle uzlaşmak zorunda kalır. Bunun en güzel örneğini ise Aristoteles'in Platon'a karşı yaptığı uzlaşmacı eleştirilerde görürüz.  


"İYİ"NİN SİYASETİ: SOFİSTLER, SOKRATES, PLATON, ARİSTOTELES  

Doğa filozoflarının uzun uzadıya ‘varlık’ ve esasen ‘varlığın kökeni’ üzerine yaptıkları tartışmalardan sonra düşüncenin perspektifi Sofistler ile birlikte insana yöneldi. İnsan, yukarıda da göstermeye çalıştığımız şekliyle doğası gereği toplumsal ve toplumsal olması itibariyle de etiksel olması bakımından; insana yönelim, dolayımlı olarak "iyi" bir yaşam ve iyi bir yaşamın en temel yolu olan siyasete yönelim demektir. Siyaset, tanımı itibariyle "yönetme sanatı" olması bakımından daha iyi bir yaşamın "ne"liğinin ve "nasıl"lığının en temel yöntemidir. Öyleyse, söz konusu kavramların içini doldurma çabasının, antik yunanda "felsefi etik"in temel kavramlarını yaratması ve bu kavramların problematiğe dönüşmesi Sofistler, Platon ve Aristoteles üzerinden ortaya konduğunda konu daha iyi anlaşılacaktır.  

Her şeyden önce hem Sofistler hem Sokrates/Platon ve Aristoteles’te tüm iyilerin amacı mutluluğa (eudaimonia) ulaşmaktır. Çünkü mutluluk ulaşılması gereken en iyi amaçtır. Bu bağlamda, Aristoteles'in Nikomakhos'a Etik kitabının birinci bölümü şu ifadelerle başlıyor: ''Tüm sanatların, araştırmaların, eylemlerin ve tercihlerin amacı iyiye ulaşmaktır. Bu nedenle iyi, her şey tarafından istenilen şey olarak adlandırılır.''11 Buradan anlaşıldığına göre Aristoteles tüm insani eylemlerin amacını iyiye ulaşmak olarak görüyor. Peki, nedir bu iyi? sorusunu Aristoteles'e sorduğumuzda hiç şüphesiz bize şu yanıtı verecektir: Mutluluk ulaşılması gereken en iyi amaçtır. Yani Aristoteles için en iyi olan şey mutluluktur. Bu zemininden hareketle özelde Aristoteles ve genelde Antik Yunan felsefesinde oluşacak her türden bir felsefi etiğin temel kavramları, öyleyse mutluluk amacına yönelik şekillenecektir. Örneğin Sofistler ’in mutluluğu (en yüksek iyi) değişende gördüğü ölçüde felsefi etik kavramlarını belirledikleri yerde, özcü filozoflar olan Sokrates/Platon ve Aristoteles evrensel (değişmeyen) bir iyi kavramından hareketle mutluluğa ulaşılacağını iddia ederek felsefi etiklerini belirlemişlerdir.  

Sofistlere göre, siyasal erdem; doğruluk ve utanma duygusuna sahip olmak demektir. Bu yüzden herkes doğruluk ve adalet duygusuna sahip olduğu için, herkes siyasette söz sahibi olabilir. Bunun en açık örneğini Protagoras mitosunda görebiliriz:  

"Hermes, doğruluk ve utanma konusunda da aynı şeyi yapması gerekip gerekmediğini sordu. Zeus herkesin bunlardan pay alması gerektiğini, çünkü eğer böyle olmazsa o şehirlerin varlıklarını sürdürmesinin imkânsız hale geleceğini söyledi."13 Görüldüğü gibi bir şehrin varlığını sürdürmesinin yegâne şartı; herkesin siyasette söz sahibi olabilmesinde saklıdır denilerek; bir bakımda ’demokrasi’ olmadan siyaset ve siyasetin içini dolduran ’iyi’ de olmayacaktır; çünkü toplum varlığını sürdüremeyecektir. Öyleyse bireylerin kararı burada belirleyici bir role sahiptir.  

Peki, bireysel olan mı kollektif olan mı iyi'ye daha yakındır? Sokrates/Platon bu soruya "kollektif olan" diyecektir. Örneğin Sokrates Devlet'te bekçilerin eğitimiyle ilgili yaptığı konuşmada onların topluma nasıl faydalı olacaklarını anlatmaktadır.12 Ancak bu, Sokrates'in bireysel iyi'yi önemsemediği anlamına gelmez, çünkü Sokrates, kolektif "iyi"yi, bireysel "iyi"den ayrı düşünmez, sadece aralarında bütünün parçadan önce gelip, parçayı kapsadığı gibi bir öncelik-sonralık ilişkisi vardır.13 Bu bakımdan, devlet için en büyük iyilik bütün kalma, bölünme ise en büyük kötülüktür. Platon bu tanımlamayı insan bedenindeki kötülük (hastalıkölüm) için de aynı anlamda kullanır. Mesela hastalık ve ölüm insan bedenini dağıtır, sağlık ise yaşamda ve bir arada tutar. Bu yüzden dağılmak (bireyselleşmek) kötü, bütünleşmek (toplumsallaşmak) iyidir. Bunu daha iyi anlamak için Platon'un Devlet'teki kendi ifadelerine bakalım:  

"Yurttaşların çoğunun aynı şeye "benim," "benim değil" demesi en iyi devlet düzenini göstermez mi? Hele devlet bir tek insan gibi olursa! Örneğin, bir insan parmağından yaralansa, canı ve bedeni onları yöneten başla birlikte bu yaranın acısını duymaz, parçanın derdi bütünün derdi olmaz mı? O iyi olunca, iyileştik demiyor muyuz? Onun için de tek bir insana benzeyen devlet en iyi yönetilen devlettir diyebiliriz."14   

Benzer bir tema Empedokles'te de vardır. Empedokles'te "birleştirici güç sevgi ve dostluk olarak ifade edilir. Ayırt edici güç ise nefret" tir.15   

Sofistler 'de ise "bireysel" olan öncelikli konumdadır. Ancak bu da Sofistler 'in kolektif olanı önemsemediği anlamına gelmez. Mesela Protagoras'ın şu sözlerine bakalım: "Yasaların uygulandığı bir yerde hiçbir şekilde erdemli denilebilecek bir seviyede olmayan kötü bir insan bile ...vahşi insanlardan çok daha doğru ve bilgili bir insan olarak kabul edilmektedir."16 Görüldüğü gibi Protagoras, yasaların, dolayısıyla toplumsal olanın en kötü biçiminin bile toplum ve yasalardan ayrı bir yaşamdan, dolayısıyla bireysel olandan daha "iyi" olduğunu söylüyor. Ancak esas itibariyle Sofistler günümüzdeki ’yaşam koçları‘ gibi insanın bireysel gelişime (iyiliğine) hizmet etmek iddiasındadır. Örneğin Protagoras, kendisinden neden ders alınması gerektiğini şöyle ifade ediyor:  

"Yanımda bulunduğun her gün, bir önceki günden daha iyi olacaksın, her gün daha da iyiye gideceksin... Benim yanımda sadece kendisi için gerekli bilimi öğrenecek. Bu sayede ev işlerini ya da kent işlerini iyi bir şekilde yapma ve bunlardan iyi bir şekilde bahsetme becerisine sahip olacaktır."17  

Sokrates ise Protagoras'ın bu iddiasını: "Doğru mu anladım? Bahsettiğin şey siyaset sanatı değil mi?"18 diyerek, Protagoras'ın başta söylediği; doğruluk ve utanma duygusu herkese eşit dağıtıldığı için herkes siyasette söz sahibidir iddiasını çürütmektedir. Çünkü zaten siyaset bilgisi herkese eşit dağıtılmış ise; bunu Protagoras'ın öğretmesine neden ihtiyaç duyulsun, değil mi? Sokrates'in Protagoras ile diyaloğundaki baştan sona temel iddiası zaten erdemin veya siyaset bilgisinin başkasına öğretilemeyeceği idi. Çünkü Sokrates, hatırlama ’nın bilgiyi, bilginin de zorunlu olarak 'iyi’ yi ve etik olanın (iyi) da yukarıda gösterdiğimiz gibi ’siyasal‘ olanı belirlediğini iddia ettiği için, zorunlu olarak "siyasal erdem" öğretilebilir bir şey olmayacaktır. Öyleyse Sokrates'in; "...kötü olmamızın tek bir nedeni vardır, o da bilginin yok olmasıdır."19 İddiası bu düşünce dizgesi ile temellenmiş olur.  

Platon gibi Aristoteles'te de iyi kavramı sadece site içerisinde gerçekleşmesi mümkün olan bir kavramdır çünkü sitede (polis) yasalar vardır ve yasalar en "iyi" olan yaşama göre düzenlenmiştir. Platon'da ancak devlet ile mümkün olan "iyi" kavramı, insanda hangi anlamı ifade ediyorsa, devlette de aynı anlama tekabül eder. Yani, bireysel olarak insan için "iyi" ne ise, devlet için de "iyi" odur. Platon'da söz konusu "iyi" salt etik bir kavram olmayıp, aynı zamanda ontolojik bir varlığa tekabül etmektedir: İyi ideası.  

"En yüksek bilimin konusu, iyinin ta kendisi, ideasıdır. Doğruluk ve bütün öteki değerler, insanı iyiye götürebilirlerse yararlı olabilirler. Bu iyi dediğimiz şeyin ne olduğunu kesin olarak bilmiyoruz. Bunu bilmeyince de onun dışındaki her şeyi, ne kadar bilirsek bilelim, bir işe yaramaz. Nasıl ki, iyiye varmadıkça, varacağımız her şey boşunadır."20   


Görüldüğü gibi Platon, felsefi etik 'ini belirleyen temel kavram olarak "iyi"yi seçmiş ve bu kavrama devasa bir önem atfetmiştir. Buna göre, her şey "iyi "ye göre ve "iyi" içindir. İyi'den kasıt ontolojik bir en üst varlık olarak ‘iyi ideası’ yani bizzat kendisinde ‘iyi’ kavramıdır, yoksa görünümleri veya kopyaları değil. "İyi" kesin olarak tanımlanamasa bile (çünkü en kapsayıcı varlık tanımlanamaz) eninde sonunda yolun sonu "iyi"ye çıkmalıdır. Öte yandan herkes aynı yoldan "iyi"ye ulaşabilecek yapıda değildir. Bu bağlamda Platon, "...iyi dediğimiz şey, halk için zevkte, aydın kişiler için ise düşüncededir." demek suretiyle iyinin halkta farklı karşılıkları olduğu görüşünü dile getirmektedir.   


SONUÇ  

Sonuç olarak, zorunlu bir şekilde veya doğası gereği bir araya gelmiş insanların, en "iyi" şekilde nasıl yaşamaları gerektiğini salık veren siyaset kurumu Antik Yunan'da Sofistler, Sokrates, Platon ve Aristoteles ile birlikte felsefeleşmiş ve yine onların "felsefi etik" kavramlarının içeriğini oluşturan "iyi"leri ile de sistematiğe dönüşmüştür. Tüm iyilerin ortak amacının ‘yalnızca kendisinden dolayı istenilen tek şey olan mutluluk’ amacına ulaşmak suretiyle felsefi etik’in temel kavramlarını belirlemiştir.  Bu filozoflar, söz konusu sistematiğin, en nihayetinde ve belki zorunlu olarak, siyaset (devlet) ile mümkün olabileceğini iddia ettiler. Peki en yüksek iyi olan mutluluğa ulaşmanın başka bir yolu yok mudur?  

‘İyi'nin gerçekleşmesinin tek yolu elbette devlet değildir. Başka yöntemler de vardır. Bu yöntemler kimilerine göre anarşi, kimilerine göre ise tanrı olabilir. Bunun dışında, iyinin gerçekleşişinin bir yöntemi olarak siyasetin de "iyi" olan ile kurduğu ilişki tek boyutlu değildir. Siyaset, yöntemlerden sadece bir yöntem olmakla birlikte, siyaset de kendi içinde alt yöntemlere ayrılır. Örneğin, kimisine göre "iyi" halkın iradesine bağlı olan demokratik bir yönetim ile mümkün iken, kimisine göre de "iyinin gerçekleşişi, ancak belirli seçkin bir sınıfın idaresi anlamına gelen aristokrasi ile mümkündür. Yine bazı kimseler oligarşi, bazı kimseler ise timokrasi ile ‘iyi'yi vücuda getirme hevesindedir.  

Yasaları düzenleyen halk ise İyi'nin akıbeti halkın, yönetici padişah ise padişahın elindedir. Öyleyse, devrimler yoluyla, yani bir yönetim biçiminden diğerine her geçişle birlikte, İyi'nin yönetim 'deki ve dolayısıyla toplumdaki rolü ve rengi değişmektedir. Bir ‘iyi’ eskimekte ve yerine yeni bir ‘iyi’ gelmektedir. Örneğin, Platon'un tüm derdi aslında geleneksel İyi'ye karşı çıkmaktı. Bu yüzden eski yönetim biçiminde olan çoğu şeyi tamimiyle devletinden kovdu; yerine kendi İyi'sini, daha doğrusu iyi ideasını koydu.  


KAYNAKLAR  

ARİSTOTELES, Politika, (çev. Mete Tuncay), İstanbul: Remzi Kitabevi, 1993  

ARİSTOTELES, Nikhomakhos’a Etik, (çev. Furkan Akderin), İstanbul: SAY yayınları, 2019  

BİNGÖL. Mustafa. "Sokrates Öncesi Dönemde: Doğa’dan İnsan’a Aklın Serüveni", Humanitas dergisi, (2023), 59-86  

KARAGÖZ. Yıldız. “Liberal Öğretide Adalet, Hak ve Özgürlük”, C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 26, (2002), No: 267-295  

PLATON, Devlet, (çevirenler. Sabahattin Eyüboğlu - M. Ali Cimgöz), İstanbul: Kültür Yay., 2016  

PLATON, Protagoras, (çev. Furkan Akderin), İstanbul: Say Yayınları, 2020   

TANNENBAUM. Donald G. Siyasi Düşünce Tarihi Filozoflar Ve Fikirleri, (çev. Özgüç Orhan), Ankara: Serbest Kitaplar, 2019  

Yorumlar


SORGULA VE KEŞFET

ninfelsefe logo
  • Instagram
  • TikTok
  • Youtube
  • X

© 2035 tüm hakları saklıdır.

www.ninfelsefe.com

Sosyal medya hesapları

bottom of page