Söz mü Güçlü Yazı mı?
- Yusuf Sincar

- 2 Mar
- 3 dakikada okunur
Giriş
“Anlamı söz mü daha iyi aktarır, yazı mı?” sorusu basit bir iletişim meselesi değildir; doğrudan doğruya hermeneutik bir sorudur. Çünkü burada mesele, iletimin biçiminden önce anlamın nerede bulunduğudur. Eğer anlamın kaynağını belirlemezsek, söz ile yazı arasındaki farkı da sağlıklı biçimde tartışamayız. Hermeneutik tam da burada devreye girer ve şu üç temel soruyu sorar: Anlam metinde midir? Anlam yazarda mıdır? Anlam okuyucuda mıdır?
Bu üç ihtimal, söz ve yazı tartışmasının yönünü belirler. Çünkü anlamın konumu değiştikçe, iletim biçiminin değeri de değişir. Aşağıda bu üç ihtimali ayrı ayrı ele alarak sözlü ve yazılı kültürün imkânlarını daha sistemli biçimde değerlendireceğim.
1. Metin
İlk soru şudur: Anlam metinde midir? Eğer anlam metnin içindeyse, işimiz görece kolaydır. Kelimelere bakar, sözlük anlamlarını çıkarır ve metnin ne söylediğini anlarız. Fakat burada hemen bir güçlük ortaya çıkar: Kelimeleri tanımıyorsak ne yapacağız? Bu durumda filolojiye ya da semantiğe başvurmamız gerekir.

Filoloji, kelimenin tarihini, kökenini ve geçirdiği anlam değişimlerini inceler. Semantik ise kelimelerin metin içerisindeki konumlanışlarını dikkate alır. Yani bir kelime tek başına değil, diğer kelimelerle kurduğu ilişki içinde anlam kazanır. Dolayısıyla anlamı yalnızca sözlükten çıkarmak yeterli değildir; kelimenin bağlam içindeki yerini de görmek gerekir. Ancak yine de metin merkezli yaklaşım, anlamı nispeten sınırlar. Metin bir çerçeve sunar. Cümle yapısı, kelime seçimi, paragraf düzeni belli bir anlam alanı oluşturur. Bu açıdan bakıldığında yazı, anlamı sabitleme gücüne sahiptir. Çünkü metin karşımızda durur; değişmez, kaçmaz, yeniden okunabilir. Fakat tam da burada yazılı kültürün en büyük problemi vücuda gelir: Zaman. Metin ile anlam arasındaki en büyük mesafe zamandır. Metin yazıldığı anda sabitlenir; fakat okuyan kişi başka bir çağda, başka bir kültürde, başka bir zihinsel dünyada olabilir. Bu da anlamın kaymasına yol açabilir.
2. Yazar
İkinci soru şudur: Anlam yazarda mıdır? Eğer anlam yazardaysa, o halde metin yalnızca bir araçtır. Yazarın zihnindeki anlam ne kadar aktarılmışsa, okuyucu o kadarına ulaşabilir. Fakat burada önemli bir nokta vardır: Anlam tüketilebilir bir şey değildir. Yazar anlamın fazlasını da daha azını da aktarabilir.
Yazarın niyeti ile metnin ortaya koyduğu anlam her zaman birebir örtüşmeyebilir. Yazar

bazı şeyleri bilinçli olarak gizleyebilir, bazılarını açıkça söyleyebilir, bazılarını ise farkında olmadan metne sızdırabilir. Bu nedenle yazara yönelmek, anlamı bütünüyle garanti etmez. Çünkü yazarın iç dünyasına doğrudan ulaşamayız; elimizde yine metin vardır.
Sözlü gelenekte ise durum farklıdır. Konuşan kişi, jest ve mimiklerle, tonlama ve vurgu ile anlamı canlı bir biçimde aktarır. Söylenen söz, işaret ettiği anlamla birlikte hareket eder. Sözlü gelenekte anlam yalnızca kelimelerden ibaret değildir; beden dili, ses tonu ve bağlam da anlamın parçasıdır. Bu nedenle sözlü aktarımda, yazılı gelenekte olduğu kadar çok anlam karmaşası belirmez. Çünkü anlam, canlı bir ortamda, anlık geri bildirimle aktarılır. Dinleyici anlamadığında sorabilir; konuşan kişi ifadesini düzeltebilir.
3. Okuyucu
Üçüncü soru şudur: Anlam okuyucuda mıdır? Eğer anlam okuyucudaysa, o hâlde metnin anlamı sınırsızdır. Çünkü sınırsız sayıda okuyucu, kendine göre sınırsız yorum üretebilir. Bu yaklaşım, metni sabit bir anlam taşıyıcısı olmaktan çıkarır ve onu bir yorum alanına dönüştürür.
Bu durumda yazı, çoklu anlam üretimine açık hale gelir. Her okuyucu kendi tarihsel, kültürel ve psikolojik birikimiyle metne yaklaşır. Böylece metin, her okumada yeniden üretilir. Bu durum zenginlik olduğu kadar karmaşa da doğurabilir. Çünkü anlamın sınırları belirsizleşir.
Sözlü gelenekte ise yorum alanı daha kontrollüdür. Çünkü konuşma belirli bir zaman ve mekan içinde gerçekleşir. Anlam, o anda oluşur ve genellikle o bağlamla sınırlıdır. Bu nedenle sözlü gelenek anlamı daha doğrudan ve canlı aktarır. Ancak yazılı kültürün bir başka üstünlüğü vardır: Argüman üzerinde işlem yapma imkanı. Yazı, düşünceyi aceleye getirmez. Durup düşünmeye, çözümleme yapmaya, yazıp çizip silmeye imkan tanır. Metin üzerinde tekrar tekrar çalışılabilir; kavramlar netleştirilebilir; mantıksal tutarlılık test edilebilir.
Sonuç
Söz ve yazı arasında kesin bir üstünlük kurmak kolay değildir. Eğer anlamın canlı, bağlam içinde ve jest-mimik desteğiyle aktarılmasını esas alırsak sözlü gelenek daha güçlü görünür. Çünkü söz, işaret ettiği anlamla birlikte hareket eder ve zaman mesafesi doğurmaz.
Ancak düşüncenin derinleştirilmesi, argümanın inşa edilmesi ve kavramların sistemli biçimde analiz edilmesi söz konusu olduğunda yazı vazgeçilmezdir. Yazı, düşünceye mesafe kazandırır; aceleyi ortadan kaldırır; anlam üzerinde bilinçli işlem yapma imkanı sunar.
Hermeneutik açıdan mesele, söz ile yazı arasında seçim yapmak değil; anlamın nerede konumlandığını doğru tespit etmektir. Çünkü anlamın yeri değiştikçe, iletim biçiminin değeri de değişir.
Söz mü Güçlü Yazı mı?






Yorumlar