ideal Devlet - Farabi
ideal Devlet - Farabi
El-Medinetü'l Fazıla ve Ütopya İlişkisi
GİRİŞ

Farabi'nin ideal devletinin kapısından içeri girmeden önce, iki anahtar kavramın işaret ettiği bağlamı bilmemiz gereklidir. Nedir bunlar? Mükemmellik ve mutluluk. Farabiye göre mutluluk, kendisine ulaşıldığında, daha başka hiçbir şey istemeyeceğin şeydir. Mükemmellik ise ancak Allah ile özdeşleşebilir. Bu yüzden insanın her eylemi mükemmelliğe yöneliktir. Yani Farabi için; “Filozofun yapması gereken şey kendi gücü ölçüsünde Allah’a benzemektir”. ''Allahın ahlakıyla ahlaklanın'' hadisi de bunun için delildir. Söz konusu iki kavram insanın toplumlaşma sürecinde anahtar bir rol üstlenir. Peki insanlar neden toplumlaşmaya ihtiyaç duyar?
Farabiye göre her insanın fıtratında kendini mükemmelleştirme ve mutluluğa ulaşma isteği vardır. Ancak insan, mükemmelleşme ve mutluluk yolunda her ihtiyacını tek başına karşılayamadığı için, başkalarının yardımına muhtaç kalır. İşte topluca yaşama fikri; mükemmelleşme ve mutluluk istencinden doğar. Ancak, bu mükemmelleşme gayesi, sadece mükemmel bir toplumda vücuda gelebilir. O halde Farabiye göre her toplum mükemmel değildir, her toplum mükemmel toplum olmadığı için, topluca yaşamak kendi başına yeterli değildir.
Erdemli/Mükemmel Toplumlar
Mükemmel veya erdemli toplumlar üç çeşittir: Büyük, orta ve küçük. Büyük toplumlar, dünyadaki bütün milletlerin bir araya gelerek oluşturdukları -modern tabirle- dünya devleti veya birleşmiş milletlerdir. Orta toplumlar ise, yalnızca bir millete ait insanların kurdukları milli devletlerdir. Küçük toplumlar da, bir ülkenin şehir ve ilçelerini ifade eder. Öte yandan, Farabiye göre köyler hatta aileler bile küçük toplumlardır ancak bunlar kusurlu ve eksik olmalarından dolayı mükemmelliğe ve mutluluğa ulaşamazlar. O halde, mükemmelliğe ulaşmanın asgari şartı şehirdir. Ancak bu şehrin ''erdemli şehir'' olması gerekir. Erdemli şehir ise, insanların hakiki mutluluk için birbiriyle yardımlaştıkları mükemmel şehirdir.
Erdemli ve mükemmel şehir, insan organizmasına benzer şekilde çalışır. Nasıl ki, bütün organlar düzgün ve sağlam bir şekilde çalıştığında insan o derece sağlıklı ve mutluysa, aynı şekilde erdemli şehrin de tüm organları düzgün ve sağlam bir şekilde çalıştığında vatandaşlar o derece mutlu olur. Öte yandan, ilk varlığın (Allah'ın) diğer varlıkların nedeni olması veya kalbin diğer organların neden olması gibi; amir organ olan filozof veya peygamber de erdemli şehrin diğer kısımlarının nedenidir. Öte yandan, nasıl ki bedendeki organların görev bakımından birbirine üstünlüğü varsa, ya da ilk varlıktan çıkan varlıkların çıkış sırasına göre birbirine üstünlükleri varsa -örneğin göksel cisimler maddi cisimlerden üstündür çünkü göksel cisimler ontolojik olarak ilk varlığa daha yakındır- aynı şekilde erdemli şehirde de alt üst ilişkileri en üst yöneticiye yakınlıkla derecelenir veya değerlenir. Örneğin, bedenin en tam ve en mükemmel organı olan kalp, amir organdır. Yani diğer tüm organları yönetir. Erdemli şehirde ise bu görevi en üst yönetici olan filozof veya peygamber üstlenir. Bunun da ötesinde, nasıl ki ilk olarak kalp meydana gelir ve kendisinden sonra gelen diğer organları oluşturur ve yine onlar bozulduğunda onları iyileştiren yine kalbin kendisiyse, aynı bunun gibi, toplumu filozof veya peygamber oluşturur; toplumdaki bozulmaların giderilmesi de yine filozof veya peygambere bağlıdır.
Erdemli Şehrin Yöneticisinin Özellikleri
Farabiye göre ideal başkanda şu nitelikler olmalı: (1)sağlıklı bir fizik, (2)iyi bir algı, (3)güçlü bir hafıza, (4)kıvrak bir zeka, (5)iyi bir üslup ve diksiyon, (6)bilim sevgisi, (7)geçici hazlara düşkün olmama, (8)doğruluk ve dürüstlük sevgisi, (9)iyi bir karakter, (10)adalet sevgisi, (11)kararlılık ve cesaret, (12)tok gözlülük. Bu on iki niteliğe sahip olan filozof veya peygamber tüm dünyayı yönetme yetkinliğine sahiptir. Ancak bu üstün niteliklerin hepsi bir kişide bulunmuyorsa; ki bulunması çok zordur, en azından devleti yönetecek kişi şu 6 özelliğe sahip olmalıdır: (1)O bir filozof olmalıdır. (peygamber olamaz çünkü peygamberde tüm özellikler mevcuttur zaten) (2)Kendisinden önce, kendilerinde 12 özelliğin bulunduğu yöneticilerin kurduğu düzene, kişi aynen uymalıdır ve o düzeni korumalıdır. (3)Kendisinden önceki yöneticilerin kurallarının, kendisine ulaşmadığı noktalarda, kendi zekasıyla uygun bulduğu kuralları yeniden koyma becerisine sahip olmalıdır. (4)Kendisinden öncekilerin zamanında olmayan ancak kendi zamanında ortaya çıkmış bir sorun için kendisinden önceki yöneticilerin benzer konularda verdiği hükümleri referans alarak; yani kıyas yaparak yeni kanunlar veya fetvalar çıkartabilme yetkinliğine sahip olması gerekir. (5)Kanunların uygulanması ile ilgili, halkı ikna edebilecek dil becerisine (retorik) sahip olmalıdır. (6)Aynı zamanda savaş alanında iyi savaşçı olmalıdır.
Eğer bütün bu şartlar tek bir kişide bulunmuyorsa, devleti iki kişi yönetebilir. Yani birisi sadece filozoftur ancak beden sağlığına veya iyi bir diksiyona sahip değilir; filozofta olmayan bu niteliklere sahip bir başkasıyla beraber, devleti iki kişi yönetebilir. Eğer bu özelliklere sahip iki kişi de bulunamazsa, o halde her birinde bir özelliğin bulunduğu 6 kişi bir araya gelerek devleti beraber yönetirler ancak bu 6 kişinin birbiriyle anlaşabilmesi şarttır.
Erdemsiz Toplum
Erdemsiz toplumlar dört çeşittir: (1)Cahil şehir, (2)Fasık şehir, (3)Değişken şehir ve (4)dalalete düşmüş şehir. Bu dört şehirin halkı erdemli şehrin halkına tamamen zıttır. Burada yaşayan insanlar mutluluğu ne bilirler ne de isterler. Çünkü insan bilmediği şeyi isteyemez de. İstedikleri şeyler ise mutluluk zannettikleri şeylerdir. Bu şeyler, bedeni zevkler, şehvet, para, saygı ve itibar türünden şeylerdir.
Cahil Şehir Hakkında:
Cahil şehir kendi içinde 6 gruba ayrılır. Bunlar (1) zaruri ihtiyaçların amaç olduğu şehirdir. Yeme içme barına vb... (2) Ticaretin amaç olduğu şehirdir, bu şehirdeki insanların tek amacı ticaret ve paradır. (3) Bayağılık ve düşüklüğün amaç olduğu şehirdir. Bu şehirde insanlar tamamen kendilerini nefislerine teslim etmişlerdir, hayat onlar için eğlence ve oyundan ibarettir. (4) Şeref ve ünün amaç olduğu şehirdir. Tek amaçları övülmek ve konuşulmaktır. (5) Güç ve patronluğun amaç olduğu şehirdir. Tek amaçları güçlü olmak ve güçsüzleri ezmektir. (6) Demokrasinin amaç olduğu şehirdir. Halkın tek amacı hiçbir sınırlama olmaksızın nefislerinin peşinden koşmaktır.
Fasık Şehir Hakkında
Bu şehrin halkının amaçları ve bilgileri tıpkı erdemli şehir gibidir. Teoride erdemli şehirdir fasık şehir çünkü erdemli şehrin bilgisine sahiptir. Ancak pratikte cahil şehrin halkı gibi yaşarlar.
Değişken Şehir Hakkında
Bu halkın fikirleri ve yaşamlar eskiden erdemli şehrin yaşamı gibi olan ancak artık fikirleri de yaşamları da değişmiştir.
Dalalete Düşmüş Şehir Hakkında
Bu şehrin halkı Allaha ve ahirete inanıp onun yolunda çalıştığını ve ibadet ettiğini zanneder ancak en üst yöneticileri peygamber olduğunu zanneden yalancı birisidir.
Eleştiri veya Değerlendirme
''Nasıl ki bedende amir organa yakın olan organlar, bu amir organın amacına uygun olan tabii fiiller arasında, tabiatları gereği, onların en şereflilerini icra ederse, onların altında bulunan organlar ise daha az şerefli fiilleri gerçekleştirirse ve böylece en aşağı cinsten fiilleri yapan organlara kadar ulaşılırsa, aynı şekilde şehirde yöneticilik bakımından şehrin yöneticisine yakın olan kısımlar en şerefli iradi fiilleri, onların altında bulunanlar daha az şerefli iradi fiilleri gerçekleştirirler...'' (farabi- ideal devlet, iş bank yay. s:102)
Bu anlatımıyla Farabi, üst düzey yöneticilerin fiillerinin daha altta olan yöneticilere göre daha fazla şerefli fiiller olduğunu söylüyor. Peki, bu anlayış Farabinin inandığı İslam diniyle çelişir mi? Hucurat suresi 13. ayette; ''Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır." buyuruyor. Yani Allah, üstünlüğün sadece ve sadece Allahtan korkmaya bağlı olduğunu söylüyor. Ancak Farabi, üstünlüğü ve şerefi Allahtan korkmada değil, devlet kademesinde üst yöneticiye, yani amir organa yakınlık derecesiyle belirliyor. Bunu da ilk akılsalların ikinci akılsallara göre Allaha daha yakın oldukları için ilk akılsalların daha üstün oldukları ontolojik anlayışında olduğuna benzer şekilde temellendiriyor. Peki bu bir çelişki midir? Bilindiği gibi İslam icmasına göre, Kur'an holistiktir, ve ancak bütünsel bir şekilde anlaşılmalıdır. O halde, bir görüşü tek bir ayetle değil, konuyla ilgili başka ayetlerle birlikte değerlendirmek gerekir. Örneğin Zümer suresi 9. ayette Allah: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu! Doğrusu ancak akıl iz‘an sahipleri bunu anlar.'' buyurarak ilmin yani bilginin değeri vurgulanmaktadır. Bu konuyu anlamak, Farabinin devletin başına neden filozof veya peygamberi koyduğuyla çok yakından ilişkilidir. Filozof ve peygamberin ortak özelliği ilimdir yani bilmeleridir. Filozof Allahın verdiği yetenek olan akılla, yani bir çaba ve gayret sonucu ilme ulaşır, Peygamber ise Allahın vahyetmesiyle. Sonuç olarak ikisi de ilim sahibi bilginlerdir. Yine Hz. Muhammed'e atfedilen; “İlim Çin'de de olsa ona talip olun. Çünkü ilim her Müslümana farzdır.” veya ''Alimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır'' veya “Bir saat tefekkür bazen bir sene ibadetten daha hayırlıdır.” gibi düşünmeyi, bilgiyi ve ilmi teşvik eden hadislerinden ve ayetlerden haberdar olan Farabinin, devletin en üst kısmına ilimde zirve olan filozof veya peygamberi koyması, bununla birlikte en şerefli fiillerin onların fiilleri olduğunu söylemesi ve diğer şerefli fiilleri de ancak en üst yöneticiye yakınlıkla derecelendirmesi bir çelişki değildir. Çünkü onlara yakın olan kişiler de ilimde onlara yakın kişilerdir. Ancak islamda ilim pratikten ayrı düşünülmediği için, burada ilimden kasıt aynı zamanda pratik ahlaktır. Çünkü Kur'an Cuma suresi 5. ayette ilim sahibi oldukları halde ilimleriyle eylemde bulunmayanları kitap yüklenmiş eşeklere benzetmektedir.
El-Medinetü'l Fazıla ve Ütopya İlişkisi
Farabi'nin ideal devlet tasavvuru ütopik eserler arasına giremez. Çünkü akıl yürütmesi daha en baştan zaten doğaldır. Söz gelimi Farabi, insanların nasıl toplu halde yaşamaya başladıkları sorusuna gayet doğa durumundan veya fıtrattan yola çıkarak cevap vermektedir. İnsanın doğa durumundan veya fıtrattan yola çıkarak toplu halde yaşamaya başlaması fikri, Farabi sonrası Hobbes ve Locke gibi filozoflarca da desteklenmiştir. Bu bakımdan Farabi daha en baştan ideal devletini sağlam ve doğal bir zemine oturtmak isteyerek bildiğimiz anlamda ütopik veya distopik tahayyüllere mesafeli bir bakış fırlatmıştır.
Farabi toplumun işleyişini canlı bir organizmanın işleyişine benzetmiştir. Bu açıklamanın benzerini Platon'da gördüğümüz gibi; modern dönemde toplumu insan organizmasına benzeterek açıklayan yapısal işlevselci Herbert Spencer'da da görebiliriz. Görüldüğü gibi Farabi'nin toplum analizleri ulaşılması imkansız bir dünya varsayımına veya bir kurmacaya dayanmıyor. Çünkü ilkel dönemde de, modern dönemde de toplum zaten bu şekilde analiz edilmiştir.
Öte yandan Farabi'nin inancındaki cennet ve cehennem tasavvurları bile ütopik veya distopik hayaller değilken, tamamen doğal akıl yürütmelerle kurduğu devletinin ütopik olması beklenemez. Söz konusu varsayım elbette Farabi ve öte dünyaya gerçekten inanan müminler için geçerlidir. Yoksa inanmayan bir kimse için cennet ve cehennem elbette ütopik ve distopik hayallerdir. O halde buradan şu sonuca ulaşmak gayet makul görünüyor: Herhangi bir eseri ütopya veya ütopya olmayan olarak kategorize etmemizin belirleyici koşulu, kişinin hayata yüklediği anlama dayanır, yani özneldir. Ama yine de temel ütopik eserlerin, ütopik eserler olduğu konusunda herkes hemfikir gibidir. Örneğin Fahrenheit 451'in bir distopya olduğu konusunda çoğu insan hemfikirdir. Ya da Thomas More'un Ütopyasının gerçekten ütopya olduğu konusuda... Ancak çoğunluğun bir eser hakkında ortak inançlara sahip olması, yukardaki önermeyi çürütmez. Çünkü aynı eseri çoğu kişinin ütopya olarak görmesi, çoğu kişinin hayata yüklediği anlamın aynılığından kaynaklanır. Yani herkes söz konusu ütopik esere eşit derecede uzak olduğu için herkes onu ütopik eser olarak yorumlar. Bu bakımdan, benim Farabi'nin ideal devletine bakış açım benim inancıma dayanır. Benimle aynı inancı paylaşmayan birinin bu eseri ütopya olarak görmesi olasıdır.
Ancak Farabi devleti o kadar doğal bir şekilde kurmuştur ki onunla aynı inancı paylaşmayan biri bile El-Medinetü'l Fazıla'yı ütopik olmayan eser olarak görebilir. Örneğin, Farabi devleti yöneten kişide olması gereken 12 özellikten bahseder. Farabi tüm bu özellikleri yöneticiliğin zorunlu koşulu kılsaydı, devleti ütopik olmaya yaklaşabilirdi. Ancak devamında, Farabi gerçekçi düşünerek, tüm bu özellikler yoksa bile, şu 6 özellikler olmalı en azından diyor. Bununla da kalmıyor, söz konusu 6 özellik bir kişide yoksa bile, birbirini tamamlar şekilde bazı özelliklerinin birinde, bazılarının diğerinde olması koşuluyla devleti iki kişi yönetebiliyor diyor. Bu üçüncü varsayımın da olamama ihtimalini düşünerek; bu 6 özelliğin farklı kişilerde olması halinde devleti birden çok kişi yönetebilir diyor. Elbette söz konusu varsayımlar devleti yönetecek filozof için geçerlidir. Yoksa devleti yöneten peygamber ise zaten tüm bu iyi özellikler peygamberde normal olarak bulunur.
Tüm bunların ötesinde, sonuç olarak; Ütopyalar, mükemmele ulaşma veya mükemmeli yaratma teşebbüsü olduğundan, her ütopik veya distopik teşebbüs tanrısal bir eylemdir. Farabi de zaten devleti, insanlar mükemmelleşsin diye kurmuştur. Bu bakımdan Farabi toplumları mükemmel ve mükemmel olmayan toplumlar olarak ikiye ayırdı. O halde Farabi de mükemmele teşebbüs ederek bir ütopya tasarlamıştır diyebilir miyiz? Hayır, Farabi sadece ütopik temalar kullanmıştır. Çünkü Farabinin devletini diğerlerinden ayıran şey, felsefi temaların ütopik temalardan daha baskın oluşudur. Eğer Farabi'nin devletine tamamen ütopya dersek, o halde siyasetle ilgili yazılmış tüm ideal tasavvurları ütopya olarak adlamdırmamız gerekecektir. Öte yandan Farabi ideal bir devlet tahayyül etse de ikinci, üçüncü hatta dördüncü seçenekleri de gözden kaçırmadan, gerçek dünyadan ayrılmadan, islam dünyasındaki adaletsizlikleri ve kötülükleri görüp, buna bir çözüm olarak bize erdemli bir toplum reçetesi sunuyor. Kendisinden önce Platon da hocasını idam eden demokrasinin çürüklüğünü görüp, tüm ütopyaların esin kaynağı olan devletini yazmıştı. Ne ki Platon'un devleti bile Farabi'nin devletinden daha ütopiktir çünkü Platon'un devleti çok daha fazla ideal, değişmez ve katı bir yapıya sahiptir.
Kaynak:
Farabi – İdeal Devlet, iş bankası yay.
Farabi – El-Medinetü’l Fazıla, Ahmet Arslan çeviri




Yorumlar