top of page

Ahlak Felsefesinde Ahlaki Rölativizm

Ahlak Felsefesinde Ahlaki Rölativizm

Giriş

 

Ahlaki rölativizm tüm zamanları ve mekanları kuşatan evrensel ahlak ilkelerinin var olmadığını; ahlaki ilkelerin bireylere veya kültürlere bağımlıolduğunu ifade eden bir ahlak teorisidir. Bireysel rölativist yaklaşımlar bir şeyin ahlaki ölçüsünü özneye, yani bireye atıf ederken;; kültürel rölativist yaklaşımlar ise; bir eylemin ahlaki değerini belirleme görevini kültüre/topluma atfetmektedir. Bu bakımdan, ahlaki görecelilik bireyden bireye değiştiği gibi, toplumdan topluma veya kültürden kültüre de değişebilir. Ancak tarihsel gerçekliğe baktığımızda hemen hemen herkesin bir şekilde veya dolaylı olarak rölativizme karşıt olduğu görülür. Hatta ahlaki rölativistler bile ahlaki rölativizmin objektif bir doğru olduğunu düşünerek kendilerine karşı çıkmış olacaklardır.. Ancak bu karşıtlığın bir başka biçimi genelde özcülük üzerinden kendini ortaya koyar. Söz konusu özcülere göre insanın özü varoluşundan önce gelir. Bu bakımdan evrensel bir ahlak yasası vardır. Örneğin Kant evrensel ahlak ilkelerini ödevde, Hitler ırkta, Karl Marks komünizmde, orta çağ düşünürleri söz konusu ilkeleri tanrıda görür vb. Çünkü insanın özünün varoluşundan önce gelmesi, onun bir ahlak yasasına sahip olduğunu gösterir.

 

Ahlaki Rölativizm’e Tenkitler

 

Ahlaki rölativistlerin teorilerini dayandırdıkları temel varsayımlar şunlardır: Sosyolojik, psikolojik ve tarihsel veriler incelendiğinde bireylerin ve kültürlerin ahlaki inanç ve eylemleri arasında farklılıkların olduğu görülecektir. Söz gelimi; çok eşlilik, kürtaj, yaşlılara hürmet, kölelik veya sadaka almak bir kültürde ahlaki bir norm iken, başka bir kültüde ahlaki olmayan bir norm olabilir. Ancak kültürden kültüre veya kişiden kişiye farklılık gösteren söz konusu inanç ve eylemler ahlaki rölativizmin doğruluğuna kanıt olamaz. Çünkü bir konuda inanç ve eylem farklılıklarının olması, tek başına bu konuda objektif/evrensel doğrunun olmadığıanlamına gelmez. Öyleyse söz konusu argüman şöyle ifade edilmesi gerekir: ''Bir konuda evrensellikten bahsetmek için o alanda farklı inançların olmaması gerekir.'' Bu ise çelişkilidir.

Celcus Kütüphanesi
Celcus Kütüphanesi

Çünkü biz bilimsel bir konuda farklı teorilerin var olduğunu bildiğimiz halde bilimin evrensel bir bilgi sunduğunu kabul ediyoruz. Örneğin, suyun yüz derecede kaynadığını bilmeyecek kadar geri kalmış bir toplumun, suyun kaç derecede kaynayacağı hakkında farklı görüşlere sahip olmaları; söz konusu farklı görüşleri dolayısıyla suyun kaç derecede kaynadığı bilgisi otomatik olarak göreceli hale gelir mi, yoksa öznelerden bağımsız olarak suyun yüz derecede kaynadığı bilgisi evrensel bir bilgi midir? Bu örnek, ''Bir konuda evrensellikten bahsetmek için o alanda farklı inançların olmaması gerekir.'' düşüncesinin geçersiz olduğunu gösterir. Durumu tersinden düşünecek olursak, nasıl ki bir alanda farklı inançların olması, evrensel bir doğrunun olmayışına kanıt olamıyorsa, benzer şekilde bir alanda herkesin aynı fikirde olması da zorunlu olarak evrensel bir doğrunun olduğunu göstermez. Örneğin, ilkçağda köleliliğin hak olduğu konusunda herkesin aynı fikirde olması, köleliğin evrensel bir doğru olarak hak olduğunu göstermez. Anlatmak istediğim, nasıl ki bir konuda farklı görüşlerin olması onun objektifliğine zorunlu olarak zarar vermiyorsa; aynı şekilde, bir konuda fikir birliğinin olması zorunlu olarak o konunun objektif olduğunu göstermez. Çünkü mutlak objektifliği bize ancak her şeye hakim ve alim olan bir varlık verebilir. Buna birazdan değineceğiz. Durumu ikince defa tersinden düşünecek olursak, ahlaki alanda bir takım inanç farklılıkların olması tek başına ahlaki rölativizmi kanıtlıyorsa; o halde ahlaki alanda bir takım inanç birliğinin olması da ahlaki rölativizmi çürütmesi gerekir. Örneğin; kimilerine göre çok eşlilik ahlaki iken, kimilerine göre ahlaki değildir. Bu inanç farklılığının tek başına rölativizmi kanıtladığını varsayalım. O halde aynı mantıkla düşünürsek; evrensel ahlaki bir değer olan yani üzerinde fikir birliğine varılan adalet istencinin de tek başına rölativizmi çürütmesi gerekir. Yine farklı inanç ve fikirler ahlaki rölativizmi kanıtlayıp, evrensel ahlak ilkelerinin varlığını çürütüyorsa, o halde ahlaki rölativizmin doğruluğu konusunda da karşıt görüşlerin olması, ahlaki rölativizmi çürütür. Çünkü bu düşünüş tarzı, ahlaki rölativizm düşüncesinin objektif ve evrensel bir doğruluğa sahip olmadığını gösterir.


Son olarak, ahlaki bir konuda farklı eylem tarzlarının olması, o konunun evrensel ahlaki ilkelerden olmadığı anlamına gelmez. Çünkü bu tür inanç farklılıkları evrensel bir ahlak anlayışı ile de açıklanabilir. Bunu şöyle kategorize edebiliriz: a) ''Normal şartlar altında hırsızlık yapmak yanlıştır” ile ''Canını kurtarmak için hırsızlık yapmak doğrudur'' ifadeleri çelişik değildir. Bu durum ahlaki ilkelerin objektifliğine veya evrenselliğine zarar vermez.

Zira objektiflik durumlara göre değişime müsaade edebilir. Objektiflik ahlaki ilkelerin her koşul ve şartta aynı şekilde uygulanmasını ifade eden “mutlakiyetçiliği” gerektirmez. Bu

aynen bilimsel yasaların evrensel olmasına rağmen, bunun normal şartlar altında geçerli olması gibidir. Örneğin, normal şartlar altında su yüz derecede kaynar, ama normal şartlar

yoksa kaynamayabilir. Bu durum ise onun evrenselliğine zarar vermez. b) Her şeyi bilen ve yaratan bir tanrı evrensel ahlak ilkelerini bir kitapta, seçtiği bir kulu vasıtasıyla insanlığa bildirmiş olabilir ve insanlar söz konusu kitapta yazan evrensel ahlaki ilkelerden habersiz oldukları veya nefislerine ağır geldiği için karşıt olmaları gerekçesiyle farklı inanç ve eylemleri benimseyebilirler. Ancak açıktır ki, onların farklı inanç ve eylemleri benimsemeleri tanrının bildirdiği evrensel ahlaki ilkelerler ile de açıklanabilmektedir. Ahlaki rölativizmin ileri sürdüğü bir başka argüman da farklı ahlaki inanç ve eylemlerde hoşgörülü olmak, rölativizmin objektif yaklaşımlardan daha tercih edilebilir bir sonuç doğuracağı fikridir. Ancak rölativizmin hoşgörüyü garanti etmesi kesin değildir, bunun da ötesinde ahlaki alanda evrensel bir yaklaşımı benimsemenin zorunlu olarak hoşgörüsüzlüğe götüreceğini savunmak da saçmadır. Zaten rölativizmin hoşgörüyü doğurduğundan dolayı doğru bir görüş olduğunu ileri sürmek, aynı zamana hoşgörülü olmanın evrensel ahlaki bir ilke olduğunu söylemek demektir ki; bu da rölativizmi kendi silahıyla vurmak olur. Öte yandan rölativizmi benimseyen bir kişi benimsediği doğruları değişik nedenlerle başkasına dayatmaya çalışabileceği gibi, evrensellik tezini benimseyen birisi de hoşgörüyü evrensel bir değer olarak alıp, başkalarının farklı inanç ve

eylemlerine hoşgörü ile yaklaşabilir. Ancak objektif anlayışı benimseyen kişi objektifliğini tanrıdan değil de salt akıldan alırsa o da ahlaki rölativistin düştüğü şu çelişkiye düşecektir: Her eyleme ve inanışa karşı hoşgörülü olmak doğru bir şey ise; pedofili, nekrofili veya işkence, rüşvet gibi kötülüklere de hoşgörüyle mi yaklaşmalıyız? Ahlaki rölativizmin belki de en büyük mantık hatası şudur: Şimdi ahlaki bir rölativist, ahlaki rölativizmin evrensellik tezinden daha doğru olduğunu söyleyerek aslında ahlaki rölativizmin evrensel bir tez olduğu iddia etmiş olacak ve esasında evrensellik tezini istemeden desteklemiş olacaktır. Bu çelişkiden kurtulabilmek adına ahlaki rölativizm kendi içinde çözülmüş ve ayrışmıştır. Bu ayrışma kısıtlı (restricted) ahlaki rölativizm ve sınırsız (unrestricted) ahlaki rölativizm olarak isimlendirilmiştir. Şimdi bunları inceleyeceğiz. Kısıtlı ahlaki rölativizm tezi; kişinin çıkarlarına uygun düşen, yani kişinin yalnızca kendi arzularına dayanan ahlak anlayışını sınırlandırır. Bunun da ötesinde, bu sınırlandırmaların kaynağı, kişinin bağlı olduğu kültüre dayanmaz. Yani kişinin bağlı olduğu kültürün genel ahlaki normlarından bağımsız kurallardır bunlar. Söz gelimi, bu sınırlandırmanın sebeplerinden bazıları, toplumsal yaşamın düzenini sağlamak ve kişiler arası bağı ve yardımlaşmayı güçlendirmektir. Kısıtlı olan bu versiyon antropologların da görüşlerine benzemektedir. Söz gelimi, insan doğası temelde aynıdır, bu temel ahlakın çekirdeğini oluşturur, yani ana ilkelerdir. Ancak çekirdeğin etrafını saran bir de koruyucu kabuk vardır. Bu koruyucu kabuk da kültürden kaynaklanan, değişebilen, yani temel olmayan ve daha göreceli ahlaki inançları içerir. Örneğin, adalet istenci tüm insanların ortak istencidir, ancak adaletin ne olduğu konusunda kültürel farklılıklardan kaynaklanan farklılıklar söz konusudur. Burada adalet istenci temel varsayımdır, kültürden bağımsızdır, tüm insanlarda mevcuttur, yani çekirdektir. Adaletin tanımında ise kültürel ve kişisel bakış açılarından kaynaklanan farklılıklar söz konusudur. Öyleyse, bu görüşe 'kısıtlı'' etiketini veren unsur, bir ahlaki kodun doğruluğunun kültürden bağımsız kısıtlamaların olduğu fikridir. Bu bakımdan, kısıtlı versiyon hem kültürden bağımsız ahlaki normaları, hem de farklılıkları açıklar. Sınırsız ahlaki rölativizmi ise, kısaca ''ahlaki rölativizm'' olarak tanımlayabiliriz. Öyleyse, sınırsız ahlaki rölativizm tüm zamanları ve mekanları kuşatan evrensel ahlak ilkelerinin var olmadığını; ahlaki ilkelerin bireylere veya kültürlere bağımlı olduğunu ifade eden bir ahlak teorisidir. Bireysel rölativist yaklaşımlar bir şeyin ahlaki ölçüsünü özneye, yani bireye atıf ederken; kültürel rölativist yaklaşımlar ise; bir eylemin ahlaki değerini belirleme görevini kültüre/topluma atfetmektedir. Bu bakımdan, ahlaki görecelilik bireyden bireye değiştiği gibi, toplumdan topluma veya kültürden kültüre de değişebilir. Öyleyse sınırsız ahlaki rölativizm tezi, kişinin veya kültürün kendi fikirlerine ve çıkarlarına dayanan ahlaki isteklerinin sınırlandırılmaması durumudur. Sınırsız göreceliliğin belki de en çekici kanıtı, farklı kültür anlayışlarına sahip olan insanların ve toplumların gerçekten de çoğunlukla var olmasıdır. Çünkü, sosyolojik, psikolojik ve tarihsel veriler incelendiğinde bireylerin ve kültürlerin ahlaki inanç ve eylemleri arasında farklılıkların olduğu görülecektir. Söz gelimi; çok eşlilik, kürtaj, yaşlılara hürmet, kölelik veya sadaka almak bir kültürde ahlaki bir norm iken, başka bir kültüde ahlaki olmayan bir norm olabilir. Peki kültürden kültüre veya kişiden kişiye farklılık gösteren söz konusu inanç ve eylemler sınırsız ahlaki rölativizmin doğruluğuna kanıt olabilir mi? Maalesef hayır. Çünkü bu yeterli değildir. Öyleyse ahlaki rölativizm'in bu versiyonu, pek çok problemle karşı karşıyadır. Söz gelimi, sınırsız ahlaki rölativizm'in bu problemlerinden üç tanesi şöyledir:


1- Sezgisel çekicilik: Bir unsurun, felsefi veya kavramsal destek almadan, insana, doğal olarak makul gözükmesidir. Örneğin, birine tecavüz etmenin kötü bir şey olduğu konusunda sezgisel olarak hemfikirizdir genelde. Yani hayatta bazen, çokta felsefe yapmadan bir şeyler bize otomatik olarak makul gözükür.


2- İçsel Destek: Bir teorinin kendi içinde, tutarlı ve doğru olarak, yabancı unsurlara başvurmadan, kendi kendisine yetmesi demektir.3- Açıklayıcı güç: Bir teorinin, ele aldığı konuyu ikna edici bir biçimde, açıklama kapasitesi veya ifade gücüdür. Bir kültürün ahlaki kurallarına başvurmak, bu kültürün üyelerinin sahip olduğu ahlaki inançlara neden sahip olduklarını açıklayabilir. Ancak bu açıklama, ''bir kültürün sahip olduğu ahlaki kaliteye sahip olmasını ne sağlar?'' sorusunu ve sorununu açıklayamaz. Bu yüzden, sınırsız versiyon , bir şeyi iyi ya da kötü yapan şeyin ne olduğu ile ilgili tatmin edici bir açıklama yapamaz. Öyleyse sınırsız versiyon, açıklama gücü standartlarında başarısızdır. Ancak bu eleştiriler sınırsız ahlaki göreciliği (UMR) kesin olarak çürütmez. Çünkü ahlaki göreceliğin çoğu abartısından kaçınan ahlaki göreceliğin kısıtlı versiyonu (RMR) yardıma gelir.


Öyleyse, kısıtlı versiyon, sınırsız versiyondan daha az radikaldir. Dolayısıyla kısıtlı versiyon, ahlaki göreciliğin sınırsız ve oldukça kaba olan sınırsız versiyonundan önemli bir şekilde ayrılır. Söz gelimi, kısıtlı versiyon, evrensellik tezini (UT) kapsar, çünkü ilhamını kültürden bağımsız olarak alır. Ancak kısıtlı versiyon, güçlü tek gerçek ahlak tezini (STM) reddeder. Bu nedenle, kısıtlı versiyon, bir bakıma uzlaşmacı görüşü temsil eder. Sınırsız ahlaki göreciliğe göre, doğru ve yanlışın ölçüsünün, kişinin bireysel inancının veya kültürünün ahlaki koduna bağlı olduğunu söyledik. O halde buradan şu sonuç çıkar: Bu versiyon hoşgörüyü garanti edemez. Çünkü bu, herhangi bir X kültürünün başka bir kültürün uygulamalarına müdahale etmesinin ahlaki olarak yanlış olup olmadığının X'in ahlaki koduna bağlı olduğu anlamına gelir. Açıkça söylemek gerekirse, eğer biri sınırsız ahlaki göreciliği kabul ederse, o zaman herhangi bir hoşgörü ilkesinin doğruluğu göreceli hale gelir. İşte sınırsız versiyon ile kısıtlı versiyon arasındaki önemli fark buradadır. Söz gelimi, kısıtlı versiyona göre, eğer ahlaki bir ilkedeki kültürden bağımsız kısıtlamalar, bir hoşgörü normunun kabul edilmesini gerektiriyorsa, o zaman bu görecilik biçimi, kültürden bağımsız ve dolayısıyla göreli olmayan bir hoşgörü ilkesi olmasıyla bağdaşır. Öyleyse kısıtlı versiyon, sınırsız versiyona nazaran daha tercih edilebilir gibi görünüyor. Öyleyse, evrensellik tezi, kısıtlı rölativizm ve sınırsız rölativizm arasında en makul olanı hangisidir? Sanırım yukarıda, kısıtlı versiyon ile sınırsız versiyon hakkında yapılan açıklamalar ve yapılan karşılaştırmalar, kısıtlı versiyonun sınırsız versiyondan daha tercih edilebilir olduğunu göstermek için yeterlidir. Ancak evrensellik tezi de kısıtlı versiyondan daha makul gibi gözüküyor. Çünkü evrensellik tezininin de farklılıkları açıklamakta güçlü kanıtları vardır. Örneğin, her şeyi bilen ve yaratan bir tanrı evrensel ahlak ilkelerini bir kitapta, seçtiği bir kulu vasıtasıyla insanlığa bildirmiş olabilir ve insanlar söz konusu kitapta yazan evrensel ahlaki ilkelerden habersiz oldukları veya tercih etmedikleri için karşıt olmaları gerekçesiyle, farklı inanç ve eylemleri benimseyebilirler. Ancak açıktır ki, onların farklı inanç ve eylemleri benimsemeleri tanrının bildirdiği evrensel ahlaki ilkeler ile de açıklanabilmektedir.


Bununla birilikte bu bakış açısı hem evrenselliği hem de farklılıkların nedenini açıklamaktadır. Bu aynen bilimsel yasaların evrensel olmasına rağmen, bunun normal şartlar altında geçerli olması gibidir. Örneğin, normal şartlar altında su yüz derecede kaynar, ama normal şartlar yoksa kaynamayabilir. Bu durum ise onun evrenselliğine zarar vermemesinin ötesinde, bu açıklama, farklılıkları açıklamak anlamında da güçlü bir kanıttır. Öyleyse, evrensellik tezi ile kısıtlı versiyon, ikisi birden farklılıkları açıklayabiliyor. Ancak evrensellik tezi, ilhamını, her şeyi sınırlayan ama kendisi sınırlanmayan tüm hakikatin bilgisine sahip doğaüstü bir güçten alması bakımından; ilhamını insan aklından, insanlık tarihinden ve toplumsal yaşamın düzenini sağlamaktan, kişiler arası bağı ve yardımlaşmayı güçlendirmek düşüncesinden alan kısıtlı ahlaki rölativizmin açıklamasından daha makul bir açıklama gibi gözükmektedir.

Yorumlar


SORGULA VE KEŞFET

© 2035 tüm hakları saklıdır.

ninfelsefe logo png
  • Instagram
  • TikTok
  • Youtube
  • X
bottom of page