top of page

Milet Okulu - Thales Anaksimandros ve Anaksimenes

Milet Okulu - Thales Anaksimandros ve Anaksimenes


Giriş


Milet Okulu
Milet Okulu

Bu çalışmanın amacı, Miletos Okulu filozoflarının yaptıkları felsefenin sanıldığı gibi tanrıdan bağımsız olmadığını; aksine tanrıyı doğanın içine, belki de hiç olmadığı kadar derin bir şekilde dahil ettiklerini göstermektir. Zira, Augustinus’a göre “teoloji” kavramı sanıldığı gibi yalnızca belirli mistik tarzlara sıkıştırılmış ve rasyonaliteden tamamen kopuk bir anlayış değildir. Bu anlamda Augustinus; üç tür teolojiden söz eder: mitik, siyasal ve doğal/rasyonel teoloji. 

Doğal/rasyonel teolojinin zeminini geleneksel mitleri sentezlemek suretiyle Hesiodos hazırlamıştır. Bu temelin üzerine inşa edilen rasyonel teoloji ise, genellikle doğa filozofları olarak sunulan Miletos Okulu’na mensup Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes tarafından geliştirilmiştir.

Miletos Okulu filozoflarının dünyasında, Homeros’un epik anlatıları ile rasyonel düşünce aynı anda varlığını sürdürmektedir. Ancak bu düşünsel dönüşüm sürecinde tanrıların yalnızca isimleri kalmış, içerikleri büyük ölçüde boşalmıştır. İşte bu anlamsal boşluk, Miletli üç filozof tarafından yeniden doldurulmuştur. Böylece tanrısal olan bütünüyle ortadan kaldırılmamış, aksine doğanın içine yerleştirilerek yeni bir anlam çerçevesi kazanmıştır.

Bu nedenle, Miletli filozofların doğayı tanrıdan tamamen bağımsız ele aldığı yönündeki yaygın görüş hatalıdır. Bu hataların önemli bir kısmı çeviri problemlerinden kaynaklanmaktadır ve günümüzde basit bir filolojik inceleme ile dahi fark edilebilecek düzeydedir. Örneğin, “physis” kavramının doğrudan “doğa” olarak, “physikoi” kavramının ise “doğa filozofları” şeklinde çevrilmesi ciddi anlam kaymalarına yol açmaktadır. Oysa “physis” sözcüğü, Yunancada çoğu zaman bir tamlayan ekiyle birlikte kullanılarak soyut bir anlam ifade eder. Bu kullanımda “physis”, basitçe somut doğayı değil; “var olanların kökeni ve gelişimi”ni ifade eder. Dolayısıyla bu kavram, yalnızca görünen doğayı değil, varlığın kaynağına ve temel ilkesine işaret eder. Yani “physis”, “köken” ve “kaynak” anlamlarını da içerir ve Miletos düşüncesinin teolojik boyutunu anlamada kilit bir kavram olarak öne çıkar.

Şimdi, bu düşüncenin tezahürlerini Milet okuluna mensup üç filozof üzerinden inceleyebiliriz. 

  1. Thales ve Doğanın Tanrısallaşması

Yunancada “physis” ile birlikte köken ve kaynak anlamına gelen bir diğer önemli kavram da “genesis”tir. Dikkat çekici olan nokta ise, “genesis” sözcüğünün Homeros’un metinlerinde “Okeanos” kavramına göndermede bulunmasıdır. Okeanos ise bildiğimiz anlamıyla okyanusu, yani suyu ifade eder. Thales’in her şeyin arkhesi olarak suyu seçmiş olması bu bağlamda anlam kazanır. Her şeyin kökenini su olarak görmek ile Okeanos olarak görmek ilk bakışta benzer görünse de aralarında önemli bir fark vardır. Thales, her şeyin arkhesinin su olduğunu söylerken herhangi bir mitsel anlatıya başvurmadan, doğrudan duyularla algılanabilen somut suya işaret eder. Ancak onun “her şey tanrılarla doludur” sözü, suyun yalnızca fiziksel değil aynı zamanda metafizik bir boyut taşıdığını da ortaya koyar. Bu durumda şu soru gündeme gelir: Eğer her şey sudan gelmişse ya da her şeyin kökeninde su varsa, bu aynı zamanda her şeyin suyla dolu olduğu anlamına gelmez mi? “Her şeyin kökeni” anlamında kullanılan “Genesis” kavramının göndermede bulunduğu “Okeanos” yani “su” sözcüğünün de “köken, kaynak, ilke” anlamları taşıdığı anlaşıldığına göre; Thales’in suyu tanrısal bir ilke olarak düşündüğünü kabul etmeli ve “her şey tanrılarla doludur” ifadesi ile “her şeyin kökeninde su vardır” ifadesi arasında bir özdeşlik ilişkisi aramalıyız. 

Thales’in “her şey tanrılarla doludur” sözü aynı zamanda Yunan dünyasının geleneksel tanrı anlayışından da önemli bir kopuşu temsil eder. Homeros’un betimlediği dünyada tanrılar Olympos’ta yaşayan, insanlardan ayrı ve aşkın varlıklardır. Oysa Thales, tanrıyı doğanın ve hayatın içine yerleştirir. Bu bakımdan onun tanrıları, Homeros’un tanrıları gibi dünyadan uzak ve izole varlıklar değil; bizzat yaşamın içinde etkin biçimde var olan ilkelerdir. Buradan hareketle şu sonuca ulaşabiliriz: Eğer tanrı doğanın içindeyse, doğayı incelemek aynı zamanda tanrı hakkında bilgi edinmenin de bir yolu haline gelir. Böylece doğa araştırması, dolaylı olarak teolojik bir araştırmaya dönüşür. İşte, Augustinus’un rasyonel ya da doğal teoloji dediği şey budur. 

Thales’in suya atıfla dile getirdiği bu düşünceye benzer bir yaklaşım, Herakleitos tarafından da ortaya konmuştur. Herakleitos, her şeyin arkhesini ateş olarak kabul eder. Rivayete göre, bir gün ateşin başında ısınırken kapısının önünde içeri girmekte tereddüt eden misafirlerini fark etmiş ve onlara şöyle seslenmiştir: “İçeri girin, tanrılar burada da var.” Bu sözle ateşe, dolayısıyla varlığın temel ilkesine göndermede bulunur. Aynı şekilde Herakleitos’un “her şey ruhlar ve daimonlarla doludur” dediği de aktarılır. Bu ifadeler, tıpkı Thales’te olduğu gibi, doğanın temel ilkesinin aynı zamanda tanrısal bir boyut taşıdığını ve varlığın bütünüyle kutsallıkla iç içe düşünüldüğünü göstermektedir.

  1. Anaksimandros ve Apeiron’un Tanrısal Boyutu

Thales, her şeyin arkhesi olarak suyu belirlemişti. Onun ardından gelen Anaksimandros ise hocasına bu noktada tamamen akıl yürütme temelinde itiraz eder. Ona göre su, özünde tek yanlı bir unsurdur; yani belirli bir niteliğe sahiptir ve bu nedenle ateş, toprak ya da hava gibi kendisinden farklı nitelikteki varlıkları açıklamakta yetersiz kalır. Anaksimandros, aynı eleştirinin yalnızca su için değil, diğer tüm maddeler için de geçerli olduğunu düşünür. Bu durumda varlığın ilkesi, yani arkhe, mevcut maddelerin hiçbirine indirgenemeyen, onlarla özdeş olmayan bir şey olmalıdır. İşte bu noktada Anaksimandros, oldukça özgün bir kavram ortaya koyar: Apeiron. Ona göre arkhe, var olan her şeyi meydana getirebilecek nitelikte, sınırsız ve belirlenimsiz bir ilke olmalıdır. Bu yüzden apeiron, yani “sınırsız olan”, onun sisteminde merkezi bir yer tutar. Nitekim Aristoteles ile birlikte Antik Çağ düşünürlerinin büyük bir kısmı da apeiron kavramının sonsuzluk ve sınırsızlık anlamlarını taşıdığı konusunda hemfikirdir.

Aristoteles, özellikle Fizik adlı eserinde Anaksimandros’un bu düşüncesine değinirken dikkat çekici bir yorum yapar: Sonsuz olanın tanrısal bir şey olması gerekir; çünkü Anaksimandros’a ve birçok doğa düşünürüne göre bu ilke ölümsüzdür ve yok olmaz. Bu ifade, apeironun yalnızca kozmolojik bir ilke değil, aynı zamanda teolojik bir anlam da taşıdığını gösterir. Anaksimandros, böylece evrenin temelinde sınırları olmayan, doğrudan algılanamayan ama her şeyi mümkün kılan bir gerçeklik bulunduğunu savunur. Günümüze ulaşan sınırlı fragmanlardan anladığımız kadarıyla apeiron, her şeyin kendisinden doğduğu ve eninde sonunda tekrar ona döneceği bir kaynaktır. Bu anlamda o, hem başlangıç hem de sondur. İlginç bir şekilde, bu düşünce Orpheus’a atfedilen “Zeus başlangıç, orta ve sondur” dizesiyle de paralellik gösterir. Yani burada, kozmolojik ilke ile tanrısal ilke neredeyse iç içe geçmiştir. Ayrıca Aristoteles’in ifadesiyle apeiron, her şeyi kuşatan ve yöneten bir gerçekliktir.

Öte yandan Anaksimandros’un düşüncesinde dikkat çeken bir başka unsur da adalet ve düzen fikridir. Onun fragmanlarında, var olan şeylerin zamanın hükmü altında ortaya çıktıkları ve yine zamanla ortadan kalktıkları ifade edilir. Dahası, varlıklar bu süreçte adaletsizliklerinin bedelini öder, birbirlerine karşı işledikleri “haksızlıkların” kefaretini yerine getirirler. Bu ifadeler, neredeyse bir “hesap günü” fikrini çağrıştırır. Yani evrende sadece fiziksel bir düzen değil, aynı zamanda etik ya da kozmik bir adalet de söz konusudur. Bu durum, Anaksimandros’un düşüncesinde doğa ile teoloji arasındaki bağın ne kadar güçlü olduğunu görmemiz açısından son derece önemlidir. 

  1. Anaksimenes ve Havanın Tanrısallaşması

Anaksimenes, hocası Anaksimandros’un ortaya koyduğu apeiron kavramını tamamen reddetmek yerine, onu daha somut ve anlaşılır bir temele oturtmaya çalışır. Anaksimandros’un apeironu sınırsız, belirsiz ve soyut bir ilkeydi; ancak Anaksimenes bu ilkenin fazla soyut kaldığını düşünerek onu duyularla ilişkilendirilebilir bir forma dönüştürür. Bu noktada apeironun taşıdığı tüm özellikleri “hava” ile özdeşleştirir. Çünkü ona göre hava, hem sınırsız bir yayılıma sahiptir hem de yaşamın doğrudan kaynağıdır. Böylece Anaksimenes, apeirona adeta “can vererek” onu hava olarak yeniden yorumlar.

Anaksimenes’in düşüncesinde hava yalnızca fiziksel bir unsur değildir; aynı zamanda canlılık ilkesidir. O, insan ruhu ile hava arasında doğrudan bir benzerlik kurar. Nasıl ki ruh bedenimizi ayakta tutuyor ve ona yön veriyorsa, hava da tüm evreni kuşatır, düzenler ve canlı tutar. Bu yüzden Anaksimenes’e göre hava, sadece maddi bir varlık değil; aynı zamanda evrenin ruhudur. Bu yaklaşım, doğayı mekanik bir yapı olarak değil, canlı ve bütüncül bir organizma olarak görme eğilimine işaret eder. Dolayısıyla burada hava, hem fiziksel hem de metafizik bir ilke olarak karşımıza çıkar.

Bu noktada Anaksimenes’in düşüncesi, Miletos geleneğinin genel karakterini de yansıtır: Tanrı doğanın dışına itilmez, aksine doğanın içine yerleştirilir. Hava, tüm varlığı kuşatan, ona hayat veren ve onu düzenleyen bir ilke olduğu için tanrısal bir nitelik taşır. Yani Anaksimenes’in sistemi, görünürde doğa açıklaması yapıyor gibi dursa da, aslında doğanın içinde işleyen bir ilahi ilkeyi ya da ruhu temellendirmektedir. Bu bakımdan onun düşüncesi, ne tamamen mitolojik ne de tamamen sekülerdir; ikisinin arasında, geçiş niteliğinde bir yapıya yakındır.

Benzer bir anlayışı Herakleitos’ta da görmek mümkündür. Herakleitos’un “her şey ruh ve daimonlarla doludur” sözü, evrenin bütünüyle canlı ve kutsal bir yapıya sahip olduğunu vaaz ediyordu. Anaksimenes’in hava anlayışı da bu düşünceyle paraleldir: Evren boş ve cansız bir mekan değil, aksine her noktası hayatla ve anlamla dolu bir bütündür. Bu nedenle hava, sadece nefes aldığımız bir unsur değil; aynı zamanda varlığın sürekliliğini sağlayan, onu bir arada tutan ve ona yön veren kozmik bir ruhtur.

Sonuç

Miletos Okulu üzerine yapılan bu inceleme, erken dönem Yunan düşüncesinin sanıldığı gibi tanrıdan bütünüyle arındırılmış, saf bir doğa felsefesi olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Aksine, Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes gibi düşünürler, tanrısal olanı doğanın dışına itmek yerine onu doğanın içine yerleştirerek yeni bir düşünme biçimi geliştirmişlerdir. Bu yönüyle Miletos düşüncesi, mitolojik anlatıdan rasyonel açıklamaya geçişin yalnızca bir kopuş değil, aynı zamanda bir dönüşüm olduğunu göstermektedir.

Thales’in suyu hem fiziksel hem de tanrısal bir ilke olarak ele alması, Anaksimandros’un apeiron kavramı üzerinden sınırsız ve ölümsüz bir kozmik ilke tasavvur etmesi ve Anaksimenes’in havayı evrenin ruhu olarak düşünmesi; doğa ile tanrı arasındaki ilişkinin koparılmadığını, aksine yeniden tanımlandığını ortaya koyar. Bu düşünürler için arkhe yalnızca maddi bir başlangıç değil, aynı zamanda varlığı kuşatan, yöneten ve sürekliliğini sağlayan bir ilkedir. Dolayısıyla onların kozmolojileri, aynı zamanda örtük bir teoloji de içermektedir.

Bu bağlamda Miletos Okulu’nun önemi, sadece “ilk doğa filozofları” olmalarından değil; doğayı, tanrısal olanın yeni tezahür alanı olarak düşünmelerinden kaynaklanır. Homeros’un tanrıları gökyüzünde ve insanlardan uzak bir konumda yer alırken, Miletli düşünürlerde tanrı artık doğanın içinde, hatta bizzat doğanın kendisi olarak kavranmaya başlanmıştır. Bu durum, doğa araştırmasını aynı zamanda bir tür teolojik araştırmaya dönüştürmüş; varlığı anlamaya yönelik çaba ile kutsalı anlama çabasını iç içe geçirmiştir.

Sonuç olarak, Miletos Okulu’nun felsefesi ne tamamen seküler ne de bütünüyle mitolojiktir. Bu düşünce, iki alan arasında bir köprü kurarak hem mitolojik mirası dönüştürmüş hem de rasyonel düşüncenin temellerini atmıştır. Bu yüzden Miletos filozoflarını yalnızca “doğa filozofları” olarak değil, aynı zamanda doğa üzerinden yeni bir teoloji kuran düşünürler olarak değerlendirmek, onların düşünsel mirasını daha doğru anlamamıza imkan sağlayacaktır.

Yorumlar


SORGULA VE KEŞFET

Adsız tasarım.PNG
  • Instagram
  • TikTok
  • Youtube
  • X

© 2035 tüm hakları saklıdır.

www.ninfelsefe.com

Sosyal medya hesapları

bottom of page