Yedinci Ders - Yeter Sebep İlkesi
- Yusuf Sincar

- 25 Şub
- 3 dakikada okunur
Mantığın ilk üç kuralını işledik, şimdi sıra dördüncü kural olan yeter sebep ilkesinde.
Bu yasanın ilk üç yasadan en önemli farklı, Aristotelesten neredeyse 20 asır sonra keşfedilmiş olmasıdır.
Bildiğimiz gibi ilk üç yasayı sistematikleştiren kişi Aristoteles’ti; yeter sebeb’in mucidi ise Alman filozof ve matematikçi Leibniz’dir.
Bu yasa, en basit haliyle “bir şey olmuşsa, yeteri kadar bir sebebi var olduğu için olmuştur” şeklinde özetlenebilir, ancak bundan ibaret değil. Evet bu ilkeye göre her şeyin bir nedeni olmalıdır ancak bu “nedensellik” ile karıştırılmamlıdır. Nedensellikte bir şeyin nedeni herhangi bir şey olabilir ama yeter sebepte bir şeyin sebebi neyse zorunlu olarak onda içerildiği için onun sebebidir.Yeter sebep; bir şeyin kendi mefhumuyla ilişikisinin bir ifadesiyken, nedensellik bir şeyin bir başka şeyle ilişikisini ifade eder. Ancak burada biraz kafanız karışmış olabilir.
Daha da açayım:
Öncelikle bu kuralı daha derinlemesine anlamak için birkaç kavramı bilmek gerekiyor. Örneğin, analitik önerme nedir? Buradan başlayalım. Analitik önerme, yüklemin öznenin içinde zaten var olduğu bir önerme çeşidi. İyi de bu ne demek? Mantığın ilk kuralından hatırlayın, bu özdeşlik demektir. Ancak burada iki türlü özdeşlik önermesinden söz etmek gerekiyor:
Birincisi “masa masadır” şeklinde özne ve yüklem arasında “karşılıklık” kurularak özdeşlik sağlanır. İkincisi ise yüklemin öznede içerilmesi yoluyla kurulur.
Örneğin, “madde mekanda yer kaplar” cümlesi gibi. Dikkat edin burada karşılıklık değil, mekanda yer kaplama yükleminin madde öznesinde zaten içerilmesi söz konusu. O halde buradan şöyle bir sonuç çıkıyor: bütün analitik önermeler doğrudur. Bu cümleyi aklımızda tutalım.

Evet, bütün analitik önermeler doğrudur. Doğru olmalarının sebebi özne-yüklem arasında bir çelişki olmamasından ileri geliyor. Yoksa analitik önermeler dış dünya hakkında yeni bir bilgi vermezler.
İşte Lebinizin devrimine burada başlıyor: Leibniz çıkıyor ve diyor ki, bütün analitik önermeler doğruysa, o halde bütün doğru önermeler de analitiktir. Ve o meşhur örneğini veriyo: “Adem günah işledi” ya da “Sezar Rubicon ırmağını geçti” ifadesi, doğruysa, yani eğer Sezar gerçekten Rubicon ırmağını geçtiyse, Adem günah işlediyse, o halde bu önermeler artık analitiktir. E hani analitik önermeler dış dünya hakkında bilgi vermez, sadece kavramlar arasındaki ilişkiyi analiz eder diyorduk, şimdi ne oldu?
Rubicon ırmağını geçmek ne demek? Bunun için hemen felsefeden tarihe bir geçiş yapıp küçük bir anekdot paylaşalım:
MÖ 49… Roma’da bir kural vardı: Bir komutan, ordusuyla birlikte İtalya sınırlarını Yani Rubicon Irmağını geçemezdi. Bu, devlete karşı isyan sayılırdı.
Roma generali Jül Sezar, Galya seferlerinden sonra Roma’ya çağrıldığında, yetkilerinin elinden alınacağını biliyordu. Bu yüzden Rubicon Irmağı’nı ordusuyla geçti ve geri dönüşü olmayan bir karar aldı.
Bu hareket, Roma İç Savaşı’nı başlattı ve sonunda Sezar’ın mutlak iktidarına giden yolu açtı.
Bu olaydan sonra Rubicon ırmağını geçmek sözü bir deyim oldu ve şu anlamlarda kullanıldı: Geri dönüşü olmayan bir karar almak. Tüm sonuçlarını bilerek büyük bir riski göze almak. Artık geri adım atılamayacak bir eşiği aşmak Kısaca: Rubicon’u geçmek = Karar verilmiştir, sonuç ne olursa olsun yol artık tek yönlüdür” demektir.
Şimdi devam edelim.
Leibniz’e göre Rubicon ırmağını geçmek Sezar’ın kanlı canlı gerçek kişiliğinde değil, Sezar kavramının yani Sezar olmaklığın içerisindedir. Buradan bir sonuç daha çıkar, Leibniz daha önce kimsenin yapmadığını yapıp kavramı bireye kadar uzatmıştır. Bir bakıma, tümelcilerin kavramları gerçek varlıklar olarak gördüğü, nominalistlerin kavramları birer isimden ibaret gördüğü yerde Leibniz bu iki anlayışı birleştirdiği yani kavramla bireyi özdeşleştirdiği söylenebilir.

Düşünce tarihinde kavramla bireyin aynı şey olduğunu söyleyen bir başkası hiç olmamıştı. Bu yüzden Rubicon ırmağını geçmek, gerçekleşmiş bir olay olduğu için doğrudur ve doğru olduğu için de analitiktir. Evet doğru olduğu için analitiktir çünkü bunun yeterli bir sebebi vardır. Irmağı geçmek yüklemi bir yeter sebep öznesine bağımlıdır, bu yeterli sebep ise Sezardır. Bu yüzden Rubicon’u geçmek yüklemi Sezar öznesinde zorunlu olarak içerilmektedir.
Hatırlayın, analitik önermeler için ne demiştik?: yüklemin öznede içerildiği önermelerdir ve zorunlu olarak doğrudurlar. Bundan dolayı gerçekleşmiş bir şey doğru ve doğru olduğu için bir yeter sebebi vardır.
Leibniz burada durmaz ve bu ilkeden hareketle tanrının varlığını ortaya koyar. Örneğin dünya var diyoruz. Eğer dünyanın var olduğu doğruysa, o halde bu yüklem için bir özne şarttır. Zira bütün doğru önermeler eğer analitikse, o halde analitik önermelerin karakterini oluşturan yüklemin öznede içerilmesi burada da geçerli olması gerekir. Yani dünyanın ya da bir şeylerin var olduğu doğruysa, o halde bir özne gerekir ve bu özne için en uygun aday tanrıdır.
İşte, neden hiçbir şey yokta bir şeyler var sorusunun çıkış noktası burası. Evet, bir şeyler var ve bu doğru, eğer bu doğruysa o halde bu doğrunun bir yeter sebebi var.
Demek ki bir olay olarak 'Rubicon ırmağını geçmek' bütün zamanlar boyu Sezar mefhumuna dahil olan bir şeyi açımlamaktan başka bir şey değildir. Sezar Rubicon'u geçmeyebilirdi, Adem günah işlemeyebilirdi, pekala, ama başka bir dünyanın da olması şartıyla. Çünkü varolan dünya Sezarın bireysel mefhumuna dahildir. Bu yüzden aksi düşünülemez. Rubicon'u geçmeyen Sezar başka bir dünyanın parçasıdır. Varolmak için bir şeyin mümkün olması yetmez, o şeyin gerçek dünyayı oluşturan başkalarıyla bir arada mümkün olması lazımdır.
'O halde Tanrının fikrinde sonsuz mümkün evrenler bulunduğundan ve onlardan ancak bir tanesi var olabildiğinden, Tanrının başka bir evren yerine bunu seçmesini gerektiren bir yeter-sebebin bulunması gerekir.
Leibniz buradan şu çok tartışılan ve eleştirilen argümanını ortaya koyar: Bu dünya mümkün dünyaların en mükemmelidir.




Yorumlar