top of page

Derrida’nın Yapısöküm (dekonstrüksiyon) Anlayışı

4 Haz
2 dakikada okunur

Derrida’nın Yapısöküm (dekonstrüksiyon) Anlayışı

Herhangi bir kavram ortaya konmadan önce o kavramın tarihine, geçmişine veya nasıl kullanıldığına bakarak onu yapı söküme (dekonstrüksiyon) uğratmak gerektiğini düşünen Derrida'ya göre; yapı sökmek 'yıkmak' demek değil, tıpkı bir makineyi başka bir yere taşımak veya tekrar toplamak için onu (bütünü)parçalarına ayırmak demektir. Yapı sökümün en genel anlamdaki amacı işte budur.


Derrida
Derrida

Sürekli şeyleri karşılaştırıyoruz ve dünyayı hep bu karşıtlıklar üzerinden okuyoruz. Kadınla erkeği, hayvanla insanı, duygularla aklı vb... Ancak bu karşıtlıkları ortaya koyarken çoğu zaman birini diğerine önceliyor veya üstün tutuyoruz. Örneğin 'hayvan gibi davranma' derken bile insanı hayvandan ayrıcalıklı bir yere koyuyoruz. Ancak sorun, bizlerin bu karşıtlıkları kesinlikler olarak görmemizdir. Öyleyse düşüncenin sözden; sözün ise yazıdan ayrılmadığını; zıtlıkların kendi içlerinde kendi zıtları kadar boşluk veya iz taşıdığını unutmayalım. Bu bakımdan, kavramların kendi içlerinde onları yıkıma uğratacak unsurlar bizzat onların zıtlıklarının içinde gizlenir. Bu unsurları ya da potansiyelleri açığa çıkarmak zaten bir yapı söküm hareketedir.

Öyleyse Derrida'ya göre Batı felsefesi tarih boyunca düşünceyi çeşitli ikili karşıtlıklar üzerine kurmuştur. Akıl-duygu, erkek-kadın, insan-hayvan, söz-yazı ve özne-nesne gibi karşıtlıklar bunlardan bazılarıdır. Ancak bu karşıtlıklar yalnızca farklılık ifade etmez; çoğu zaman taraflardan biri diğerine üstün kabul edilir. Örneğin Batı metafiziğinde söz, yazıdan; akıl, duygudan; insan ise hayvandan daha değerli görülmüştür. Derrida bu tür hiyerarşik ayrımların doğal ve değişmez olmadığını savunur.

Derrida, karşıtlıkların sınırlarının esasında 'doğal' olmadığını, yani 'yapay' olduğunu ve bunların dil tarafından oluşturulmuş alışkanlıklardan kaynaklandığını söyler. Yani tüm zıtlıklar her zaman kendi karşıtlıklarının yerleşeceği kadar boşluğa sahiptir. Bunun bir örneğini karşıtlıkların birbiri içine girmesinin çelişki olmadığını söyleyen Heraklitos‘ta görüyoruz. Sınırların esasında doğal olmadığını söyleyen Derrida ise, o halde siborglara kesin insan ya da kesin makine demek zorunluluğunu ortadan kaldıracaktır. Buna göre siborglar ne makinedir ne de insandır ya da onlar hem makinedir hem insandır. Ya da metafiziğin son açılımı olan 'teknoloji' bizlere ne makine ne de insan olan ya da hem makine hem insan olan yeni bir varlık alanı/türü sunmuştur. İşte burada Derrida'nın yapısöküm metoduyla yaptığı; esasında doğal olan (insan) ile yapay olan (makine) arasındaki ayrımın çok keskin ve doğal bir ayrım olmadığını, aksine her ikisinin de birbirlerini içlerinde taşıyacak kadar bir boşluğa veya ize sahip olduklarını ortaya koymaktır. 

Yapısökümün temel amacı, bu karşıtlıkların aslında sanıldığı kadar kesin olmadığını göstermektir. Çünkü her kavram, anlamını yalnızca kendisinden değil, karşıtından da alır. İnsan kavramı hayvan kavramı olmadan, akıl kavramı duygu olmadan düşünülemez. Bu nedenle her kavram kendi içinde karşıtına ait izler taşır. Derrida bu durumu "iz" kavramıyla açıklar. Bir kavramın anlamı hiçbir zaman tamamen kendisine ait değildir; her zaman başka kavramlarla kurduğu ilişkiler tarafından şekillenir.

Kaynaklar

Jean Baudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon. çeviri: Oğuz Adanır. doğubatı yay.

Ahmet Cevizci, Felsefe Tarihi. (Say yayınları)

Jacques Derrida, Gramatoloji. çev: İsmet Birkan. Bilgesu yay.

Postmodernism, Gary Aylesworth.

 

Yorumlar


SORGULA VE KEŞFET

ninfelsefe logo
  • Instagram
  • TikTok
  • Youtube
  • X

© 2035 tüm hakları saklıdır.

www.ninfelsefe.com

Sosyal medya hesapları

bottom of page