Siber Organizmalar Felaket mi Umut mu?
- Yusuf Sincar

- 4 Haz
- 3 dakikada okunur
Siber Organizmalar Felaket mi Umut mu?
Bizi denetleyen bir gerçeklik vardır ve bu gerçeklik, kopyaların işaret ettiği orijinallerdir. Bu bakımdan, kopyalar en nihayetinde gidip kendi gerçekliğini bulur ve bu tekabüliyet sonrası kopyalar doygunluğa ulaşır. Bu görüşler genellikle gerçeklik ile temsiller arasında bir uyumun olduğunu vaaz eden felsefecilerinin görüşleridir. Örneğin Platon'un kopyalar alemi asıl gerçeklik olan idealara işaret ederler. İşte filozofumuz Baudrillard, tam olarak bu türden anlayışlara karşı çıkmaktadır. Çünkü, Ona göre günümüz dünyası 'gerçeklik' ile 'kopya' arasında bir farkın kalmadığı bir dünyadır. Gerçek ve somut olan şeyler, yerlerini semboller veya imajlara terketmiştir. Bu zeminden hareketle Baudrillard, 'Simülakrlar ve Simülasyon' adlı kitabına; simülakr, simüle etmek ve simülasyon kavramlarını tanımlamakla başlar. Buna göre, gerçekliğin kopyasının üretilmesine 'simülasyon', üretilen bu kopyanın gerçekmiş gibi sunulmasına 'simüle etmek' ve bizzat kopyanın/görünümün kendisini gerçekmiş gibi sunmak istemesine 'simülakr' demektedir.

Baudrillard'a göre bizler bu çağda herhangi bir 'hizmet' veya 'gerçek bir mal' satın almıyoruz artık; bunun yerine semboller veya imajlar satın alıyoruz. Bu bakımdan, 'gerçek' veya 'maddi' ihtiyaçlarımızı karşılamaktan öte, bizler kendi iç tatminimizi sağlamaya yönelik 'sembolik' alışverişler yapıyoruz. Buna en güzel örnek: güzellik salonları, moda merkezleri, giyim tarzları ve estetik operasyonlardır. Örneğin, en az Adidas marka bir ayakkabı kadar kaliteli ve şık olan; ama 'marka değeri olmayan' bir ayakkabıyı insanlar genellikle tercih etmez çünkü insanlar artık kaliteye veya gerçek ihtiyaçlara değil, sadece bir imaj olarak 'Adidas' markasına para ödemektedir.. Öyleyse, gerçeklik ile simülasyon arasında bir fark kalmamıştır.
Gerçek ile kopya arasındaki farkın ortadan kalkmasıyla birlikte Baudrillard, kopyaların seri üretimi ile ortaya çıkan 'hiper gerçeklik' kavramından söz eder. Bu bakımdan, teknolojinin gelişimiyle birlikte gelişen 'hiper gerçeklik' simülasyon sisteminin gelebileceği son noktadır. Bu bağlamda Baudrillard, hiper gerçekliğin; gerçek ile hayal olan arasındaki ayrımı da ortadan kaldırdığını söyler. Çünkü 'hiper gerçeklik' teknolojinin insana vereceği hayal dünyasını bizzat gerçek dünyaya özdeş kılar. Hatta hiper gerçeklik, bizlere kendisini gerçeklikten daha gerçekmiş gibi sunar. Buna örnek olarak, 'Black Mirror' dizisinin 'Arttırılmış gerçeklik' bölümünü verebiliriz. Bu bölümde, arttırılmış gerçeklik yoluyla tasarlanmış bir korku oyunun test edilmesi için bir kurban seçilir. Ancak kişi, aynı zamanda sanal gerçeklikle tasarlanmış bu oyunun içinde olduğunun farkındadır. Buna rağmen canavar 'simülakrlar' kendilerini öylesine gerçekmiş gibi sunar ki, kişi bu korkuya dayanamaz ve oyundan ölü olarak ayırılır. Baudrillard'a göre, temsillerin teknoloji yoluyla gerçekliğe bulanması, örnekte olduğu kadar ciddiye alınması gereken postmodern çağın bir sorunudur. Bu açıdan bakıldığında cyborglar insanlık için umut değil felakettir. Ancak insanın hiper gerçekliğe uyum sağlayabilmesi için geliştirilen cyborglar, insana fayda da sağlayabilir. Örneğin, ancak bir cyborg infrasonik ve ultrasonik sesleri duyabilir. Bu türden sesleri duymak bizleri çoğu tehlikelere karşı koruyabilir. Yani hiper gerçeklik bizlere 'gerçeklikten bile daha gerçek' bir deneyim sunar. Öyleyse bizler ancak cyborglaşarak hiper gerçekliğe uyum sağlayabiliriz.
Çağdaş insan, robottan insan yapmayı başaramadığı için insandan robot (cyborg) yapmayı deniyor ve hatta bir kısım düşünüre göre bu (insandan robot yapmak) başarıldı. Örneğin postmodern çağı iyi bir şekilde analiz eden filozof veya sosyolog Jean Baudrillard'a göre postmodern çağ bir 'simülasyon' çağıdır. Bu çağın karakteristik özelliği; gerçek ile kopya arasındaki farkın çözünmüş olmasıdır. Bu bakımdan gerçek ile kopya birbirine geçmiş, kavramlar arasındaki radikal sınırlar aşınmıştır. Öyleyse Baudrillard'ın, "postmodern toplumların organize edici ilkesi olduğuna inandığı simülasyon mantığı" nesne ile özne arasındaki farkın da aşınmasına ya da nesnenin (robot) özneye (insan) galip gelmesine olanak sağlamıştır (Cevizci, 2019 s.1281). Öyleyse çağdaş insan artık 'insandan robot' yapmayı başarmıştır. Daha doğrusu, maddenin bilince evrimi henüz başarılı olmasa da, bilincin maddeye evrimi başarılı olmuştur. Çünkü 'hiper gerçeklik' kavramı teknoloji yoluyla insana verilen sinyaller ile (maddeler) insan ve robot arasındaki ayrımı aşındırmış; daha doğrusu 'hiper gerçeklik' cyborgların üretimini zorunlu kılmıştır.
Gerçeklikten bile daha gerçek olan kopyaların (simulakrs) ve bu kopyaları algılayabilecek yeni varlık türlerinin (cyborgs) ortaya çıkması, en nihayetinde bir gerçekliği gizleme çabası mı, yoksa gerçekliği daha güçlü bir şekilde (hyperreality) ortaya koyma çabası mı? Kanımca bu soruya verilecek cevaplar; aynı zamanda siborgların felaket mi umut mu olduğuna dair verilecek cevaplar ile aynı olacaktır.
Kaynaklar
Jean Baudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon. çeviri: Oğuz Adanır. doğubatı yay.
Ahmet Cevizci, Felsefe Tarihi. (Say yayınları)
Jacques Derrida, Gramatoloji. çev: İsmet Birkan. Bilgesu yay.
Postmodernism, Gary Aylesworth.




Yorumlar