top of page

Monizm mi Düalizm mi?

13 Eyl
5 dakikada okunur

Monizm mi Düalizm mi?

Zihin-beden problemindeki temel ayrım, zihinsel olanın fiziksel olana indirgenip indirgenemeyeceği üzerindedir. Monizm, zihin ve bedenin temelde tek bir gerçekliğe ait olduğunu savunurken; düalizm, zihinsel ve fiziksel olanın ontolojik olarak birbirinden farklı olduğunu ileri sürer. Bu tartışmanın merkezinde ise şu soru bulunur: Beyindeki fiziksel süreçleri tamamen açıklamak, bilinçli deneyimleri de tamamen açıklamak anlamına gelir mi?

“Su H₂O’dur” önermesi ile “Acı C-liflerinin uyarılmasıdır” önermesi arasında önemli bir epistemolojik fark vardır. Suyun H₂O olduğunu söylediğimizde, suyun gözlemlenebilir özelliklerini moleküler yapısı üzerinden büyük ölçüde açıklayabiliriz. Buna karşılık beyindeki sinirsel süreçleri incelemek, acının bütün özelliklerini aynı şekilde açıklamamıza yetmiyor gibi görünmektedir.


düalizm
düalizm

Beyne bakarak acının işlevsel özelliklerini açıklayabiliriz. Örneğin acı sırasında neden elimizi sıcak bir yüzeyden çektiğimizi, hangi sinirlerin uyarıldığını veya beynin hangi bölgelerinin etkinleştiğini gösterebiliriz. Fakat “Acı neden böyle hissettiriyor?”, “Neden bu fiziksel süreçlere bilinçli bir deneyim eşlik ediyor?” gibi sorular aynı açıklamadan doğrudan çıkmaz. Dolayısıyla “Acı C-liflerinin uyarılmasıdır” özdeşliğinde açıklanmamış bir alan, yani açıklama boşluğu bulunduğu ileri sürülür.

Düalist açısından bu boşluğun nedeni ontolojiktir. Eğer acı deneyimi ile beyindeki fiziksel süreç zaten iki farklı türden gerçeklikse, birini açıklamanın diğerini tamamen açıklamaması şaşırtıcı değildir. Bu görüşe göre epistemolojik boşluğun arkasında ontolojik bir ayrım vardır. Zihinsel olan ile fiziksel olan aynı şey olmadığı için fiziksel açıklama bilinçli deneyimi tüketemez.

Fizikalist ise aynı boşluğu kabul edip farklı yorumlayabilir. Ona göre acı ile belirli beyin durumları gerçekte özdeş olabilir; sorun bizim bu özdeşliği henüz yeterince anlayamıyor olmamızdır. Bu durumda boşluk ontolojik değil, epistemolojiktir: Gerçeklikte iki ayrı şey yoktur, fakat bilgimizde henüz tamamlanmamış bir açıklama vardır. Bilimin gelişmesiyle bu boşluğun en azından ilkece kapanabileceği düşünülebilir. Geçmişte teknolojik veya bilimsel olarak anlaşılmaz görünen birçok olayın daha sonra doğal mekanizmalarla açıklanmış olması bu iyimserliğe örnek gösterilebilir.

Colin McGinn ve Kapanmayan Epistemolojik Boşluk

Colin McGinn, düalist olmayan bir filozof olmasına rağmen açıklama boşluğunun bilim ilerledikçe mutlaka kapanacağını düşünmez. Ona göre bilinç doğal dünyanın bir parçasıdır ve beynin fiziksel süreçleriyle bağlantılıdır; dolayısıyla problemi çözmek için doğaüstü bir zihin veya ruh varsaymak gerekmez. Bununla birlikte insan zihninin bilinç ile beyin arasındaki bağlantıyı kavrayabilecek bilişsel kapasiteye sahip olmayabileceğini savunur.

McGinn’in yaklaşımında sorun gerçekliğin gizemli veya doğaüstü olması değil, insanın bilişsel kapasitesinin sınırlı olmasıdır. Başka bir ifadeyle, bilinç ile beyin arasında doğal bir açıklama bulunabilir; fakat insan zihni bu açıklamayı kavrayabilecek yapıda olmayabilir. Böylece açıklama boşluğu ontolojik olmak zorunda değildir, ancak bizim açımızdan ilkece kapanamayacak bir epistemolojik boşluk olabilir.

Bu yaklaşım mysterianism (gizemcilik) olarak bilinir. Mysterianism’e göre bilincin nöral faaliyetlerden ortaya çıkışında doğaüstü bir şey yoktur. Bilinç, doğal ve evrimsel dünyanın bir parçasıdır. Ancak bir şeyin doğal olması, insanın onu mutlaka anlayabileceği anlamına gelmez. İnsan zihni de evrim sonucunda belirli amaçlara uygun olarak gelişmiş sınırlı bir bilişsel sistemdir; evrendeki bütün gerçeklikleri kavrayabilecek sınırsız bir kapasiteye sahip olduğu varsayılamaz.

Bunu duyularımız üzerinden düşünmek mümkündür. Elektromanyetik spektrumun yalnızca küçük bir bölümünü görebilir, belirli frekans aralıklarındaki sesleri duyabiliriz. Başka canlılar bizim algılayamadığımız bazı dalga boylarını veya frekansları algılayabilir. Bunların bizim tarafımızdan doğrudan algılanamaması, onların doğaüstü olduğu anlamına gelmez. McGinn’e göre benzer biçimde, bilinç ile beyin arasındaki bağlantıyı kavrayamamamız da bu bağlantının doğal olmadığı anlamına gelmeyebilir.

Algı ve İçgözlemin Sınırları

Bilinç problemindeki güçlük, dünyaya erişme biçimlerimizin sınırlılığıyla da ilişkilendirilebilir. Dış dünyaya algı yoluyla erişirken, kendi zihinsel durumlarımıza içgözlem (introspection) yoluyla erişiriz. Fakat bu iki erişim biçimi bize aynı şeyi göstermez. Beyni dışarıdan bilimsel olarak incelediğimizde nöronları, elektriksel aktiviteleri ve biyolojik mekanizmaları görürüz; acının nasıl hissettirdiğini doğrudan gözlemleyemeyiz.

İçgözlem yaptığımızda ise bunun tersi gerçekleşir. Acıyı doğrudan deneyimleriz, fakat içimize bakarak nöronlarımızın veya C-liflerimizin çalışmasını göremeyiz. Böylece fiziksel süreçlere üçüncü kişi perspektifinden, bilinçli deneyime ise birinci kişi perspektifinden erişiriz. McGinn’in yaklaşımı açısından sorun, bu iki perspektifi birleştirecek kavramsal kapasiteye sahip olmayabileceğimizdir. Bu nedenle acı ile beyin durumu gerçekte aynı doğal sürecin parçaları olsa bile, onların nasıl bir araya geldiğini kavrayamayabiliriz.

3. Modal Argümanlar

Modal argümanlar, zihin ile beden arasındaki ilişkiyi mümkünlük ve zorunluluk kavramları üzerinden ele alır. Bu yaklaşımda önemli kavramlardan biri conceivability, yani tasavvur edilebilirliktir. Temel düşünce, çelişkisiz biçimde tasavvur edilebilen bir durumun en azından mümkün olduğudur.

Zihin-beden problemine uygulandığında argüman şöyle kurulur: Zihnin beden olmadan var olması tasavvur edilebilir. Eğer bu durum gerçekten tasavvur edilebiliyorsa, zihnin beden olmadan var olması mümkündür. Eğer zihin ile beden gerçekten özdeş olsaydı, birinin diğerinden bağımsız var olması mümkün olmazdı. Dolayısıyla zihnin bedenden bağımsız varlığı gerçekten mümkünse zihin ile beden özdeş değildir. Bu nedenle modal argüman, tasavvur edilebilirlikten metafiziksel mümkünlüğe, oradan da zihin-beden ayrımına ulaşmaya çalışır.

Tasavvur Edilebilirlik Mümkünlüğü Gösterir mi?

Argümanın en tartışmalı noktası, tasavvur edilebilir olan her şeyin gerçekten mümkün olup olmadığıdır. Açık mantıksal çelişkileri tasavvur etmek mümkün görünmez. Aynı anda ve aynı anlamda hem evli hem bekâr olan bir kişi veya hem gören hem de hiçbir şekilde göremeyen bir kör tasavvuru çelişkilidir. Benzer şekilde standart aritmetik altında 2+2’nin 5 olduğunu gerçekten kavradığımızda bunun mümkün olmadığını görürüz.

Ancak karmaşık durumlarda imkânsız bir şeyi mümkünmüş gibi düşünebiliriz. Örneğin karmaşık bir matematik problemini yeterince anlamayan biri yanlış bir cevabın doğru olabileceğini tasavvur edebilir. Problemi bütün ayrıntılarıyla kavradığında ise başlangıçta mümkün sandığı sonucun aslında çelişkili olduğunu fark edebilir. Bu durumda tasavvur edilebilirlik, bilgi eksikliğinden kaynaklanan görünüşte bir mümkünlük olabilir.

Aynı itiraz zihin-beden problemine uygulanabilir. Zihin ile beden bize ilk bakışta birbirinden bağımsız olarak tasavvur edilebilir görünebilir. Fakat bunun nedeni ikisi arasındaki ilişkinin gerçek doğasını henüz anlamıyor olmamız olabilir. Tıpkı karmaşık bir matematik problemindeki gizli çelişkiyi başlangıçta fark edemememiz gibi, zihin ile beynin özdeşliğini zorunlu kılan bağlantıları da henüz kavrayamamış olabiliriz. Dolayısıyla “Zihni bedenden ayrı tasavvur edebiliyorum” önermesinden doğrudan “Zihin bedenden ayrı var olabilir” sonucuna geçmek tartışmalıdır.

Vesilecilik (Occasionalism)

Zihin ile bedenin birbirinden farklı kabul edilmesi başka bir problemi beraberinde getirir: Eğer zihin fiziksel değil, beden ise fiziksel bir varlıksa, bu iki farklı töz birbirini nasıl etkileyebilir? Örneğin elime iğne battığında fiziksel bir olay nasıl zihinsel bir acı deneyimine neden olmaktadır? Ya da zihinsel olarak kolumu kaldırmaya karar verdiğimde bu düşünce fiziksel bedenimi nasıl harekete geçirmektedir? Düalizmin klasik problemlerinden biri bu nedensel etkileşimin açıklanmasıdır.

Nicolas Malebranche’ın vesilecilik (occasionalism) görüşü, bu probleme Tanrı üzerinden bir çözüm getirir. Buna göre zihin ile beden birbirleri üzerinde doğrudan gerçek nedensel güç kullanmaz. Bedensel bir olay meydana geldiğinde Tanrı buna uygun zihinsel durumu meydana getirir; zihinsel bir irade ortaya çıktığında da buna uygun bedensel olayı Tanrı gerçekleştirir. Elime iğne batması bu anlamda acının gerçek etkin nedeni değildir; iğnenin batması, Tanrı’nın bende acı deneyimini meydana getirmesinin vesilesidir.

Bu yaklaşımda iğne ile acı veya beyin durumu ile bilinçli deneyim özdeş değildir. Üstelik aralarında kendi başlarına zorunlu bir nedensel bağ da bulunmaz. Dünyadaki zihinsel ve fiziksel olayların düzenli biçimde birbirlerini takip etmesi, Tanrı’nın sürekli ve düzenli etkinliğiyle açıklanır. Böylece vesilecilik, zihin ile bedeni ontolojik olarak ayrı tutarken aralarındaki nedensel etkileşim problemini, gerçek nedenselliği Tanrı’ya atfederek çözmeye çalışır.

Genel Ayrım: Boşluk Nereden Kaynaklanıyor?

Zihin-beden tartışmasındaki görüş ayrılıklarını, açıklama boşluğunun nereden kaynaklandığı üzerinden özetlemek mümkündür. Düalist için zihinsel ve fiziksel olan arasında gerçek bir ontolojik ayrım bulunduğundan açıklama boşluğu beklenen bir sonuçtur. İyimser fizikalist için boşluk yalnızca mevcut bilgi eksikliğimizden kaynaklanan ve bilim geliştikçe kapanabilecek epistemolojik bir boşluktur. McGinn’in mysterianism yaklaşımında ise gerçeklik doğaldır ve ontolojik bir düalizm gerektirmez; fakat insanın sınırlı bilişsel kapasitesi nedeniyle açıklama boşluğu bizim açımızdan hiçbir zaman kapanmayabilir.

Dolayısıyla tartışmanın temel sorusu yalnızca “Zihin ve beyin aynı şey midir?” değildir. En az onun kadar önemli olan ikinci soru şudur: Eğer aynı şeylerse, bu özdeşliği neden su ile H₂O arasındaki özdeşliği kavradığımız kadar açık biçimde kavrayamıyoruz? Verilecek cevap, bizi düalizme, iyimser bir fizikalizme veya McGinn’in bilişsel kapalılık görüşüne götürebilir.

Yorumlar


SORGULA VE KEŞFET

ninfelsefe logo
  • Instagram
  • TikTok
  • Youtube
  • X

© 2035 tüm hakları saklıdır.

www.ninfelsefe.com

Sosyal medya hesapları

bottom of page